Wednesday, September 20, 2006

05 EYLUL 2006 SALI GUNLU GAZETELERDEN BASINDA YARGI HABERLERI

5 Eylül 2006 Tarihli ve 26280 Sayılı Resmî Gazete

MEVZUAT

YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ

BAKANLIĞA VEKÂLET ETME İŞLEMİ

— Devlet Bakanı Ali BABACAN’a, Devlet Bakanı Beşir ATALAY’ın Vekâlet Etmesine Dair Tezkere

YÖNETMELİKLER

— Lise Mezunlarının Mesleki Eğitimi Yönetmeliğinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Yönetmelik

— Bazı Akademik Kadrolara Öğretim Elemanı Dışındaki Kadrolardan Naklen Yapılacak Atamalarda ya da Açıktan Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik

— Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

TEBLİĞLER

— Dış Ticarette Standardizasyon Tebliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Tebliğ (No: 2006/42)

— Benzin Türlerine Harmanlama Amaçlı Yakıt Biyoetanolünün Piyasaya Arzı Hakkında Tebliğ


KPDS'ye başvuru süresi yarın ( 06 EYLUL 2006 ) sona eriyor

Yabancı dil tazminatı almak isteyen kamu personeli ile yabancı dil bilgisi seviyesini tespit ettirmek isteyenlere yönelik Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı'nın (KPDS) 28 Ağustosta başlayan başvuru süresi yarın sona eriyor.
AA- Sınava, yabancı dil tazminatından yararlanmak isteyen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu (aylıklarını bu kanunun ek geçici maddelerine göre alanlar dahil), 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu, 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu, 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu'na göre çalışanlarla kadro karşılığı sözleşmeli personel ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/C maddesine tabi sözleşmeli personel katılabilecek. Diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personel de bu sınava katılabilecek.
Kamu kurum ve kuruluşlarınca yurt dışı teşkilatında sürekli göreve atanacak memurlar ile diğer görevlilerin de bu sınava girmesi gerekiyor.
Kamu kurum ve kuruluşlarında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B maddesine göre sözleşmeli statüde çalışacak, mütercim ve tercümanların işe başlatılabilmeleri için diğer şartların yanında yabancı dil bilgilerinin asgari (B) düzeyinde, bilgi işlem çözümleyicisi ve programcıların ise işe başlatılabilmeleri için diğer şartlar yanında İngilizce dil bilgilerinin asgari (D) düzeyinde olması gerekiyor.
Halen bu görevlerde çalışmakta olanlardan yabancı dil bilgisi seviyesini tespit ettirmek isteyenler ile bu görevler için başvuruda bulunacak fakülte veya yüksekokul mezunları da bu sınava katılabilecekler.
YÖK kanalıyla yurt dışında lisansüstü öğrenim görmek isteyenler ile Lisansüstü Eğitimi Giriş (LES) ve araştırma görevlisi, doktora ve sanatta yeterlilik sınavlarına girecekler, diplomalarının denklik işlemleri için KPDS'den puan şartı arananlar, ayrıca herhangi bir kurumda çalışmamakla birlikte yabancı dil seviyesini tespit ettirmek isteyen fakülte ve yüksekokul mezunları da KPDS'ye girebilecekler.


'Yargı'nın yolu uzun


İzmir'den yürümeye başlayan yargı çalışanları. 6 Eylül tarihinde Ankara'da miting yapacak. FOTOĞRAF: BELGİN EĞRİBOZ / AA

AA - İZMİR - Yargı çalışanları, sorunlarını Adalet Bakanlığı'na iletmek için 6 Eylül'de Ankara'da yapacakları yürüyüşe İzmir'den başladı.
İzmir Adalet Sarayı önünde toplanan KESK ve Büro Emekçileri Sendikası (BES) adına açıklama yapan Genel Başkanı Mustafa Çınar, yargıda adalet istediklerini, çalışanların zor koşullar altında görev yaptığını ve düşük ücret aldığını söyledi. Sendikanın taleplerinin Adalet Bakanı Cemil Çiçek tarafından görmezlikten gelindiğini ifade eden Çınar şöyle dedi: "Adli yılın açılışında Adalet Bakanlığı'nı eylem alanına çevireceğiz. Bugün (dün) İzmir'de başlattığımız yürüyüş Manisa, Balıkesir, Bursa ve Eskişehir üzerinden Ankara'da sonlandırılacak. 6 Eylül'de adli yılın açılışında onbinlerce yargı emekçisinin taleplerini Adalet Bakanlığı'na ileteceğiz."


Türkiye'nin seçimlerde uyguladığı baraj, Avrupa hukuk standartlarına uyuyor mu?

AİHM, Türkiye'den giden TARAFLARI dinledi...

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye'de uygulanan yüzde 10'luk seçim barajına karşı açılan davada tarafların görüşlerini dinledi.

AA - Türk hükümetinin avukatı Münci Özmen, ''seçim barajının siyasi istikrar için gerekli olduğunu'' savunurken, başvuruyu yapanların avukatı, ''barajın, çoğulcu demokrasi açısından temsil ve meşruiyet sorunu yarattığını'' öne sürdü.

Seçimlerde yüzde 10'luk baraja Anayasa Mahkemesinin onay verdiğini kaydeden Özmen, diğer ülkelerdeki davalardan da örnekler vererek, AİHM'nin Anayasa Mahkemesinin bu konudaki kararına müdahale etmemesini istedi.

Baraj yüzünden sadece DEHAP üyelerinin meclis dışında kalmadığını, daha önceki koalisyon hükümetini oluşturan üç partinin de meclise üye sokamadığını ifade eden Özmen, baraj sisteminin Türkiye'deki diğer partiler tarafından da kabul gördüğünü söyledi.

DEHAP'ın avukatı Tahir Elçi ise yaptığı savunmada, ''seçim barajı yüzünden Güneydoğu Anadolu'daki seçmenlerin siyasi tercihlerinin meclise yansıtılmadığını'' savundu ve ''bu durumun demokrasi ve çoğulcu parlamenter sistem açısından sorun teşkil ettiğini'' söyledi.

Baraj sistemiyle istikrar adına istikrasızlık yaratığını öne süren Elçi, koalisyon hükümetlerinin demokratik toplumlarda yaygın görülen bir tercih olduğunu belirtti ve AB ülkelerinin hiç birinde yüzde 10'luk seçim barajı olmadığını söyledi.

Elçi, baraj yüzünden 2002 yılında düzenlenen seçimlerde oyların yüzde 54'nün boşa gittiğini savundu.

Duruşmada tarafların savunmalarını dinleyen AİHM, kararını ileri bir tarihte verecek.


Enerji içeceklerine 3. durdurma


Danıştay, enerji içeceklerinin bileşiminde bulunan maddelerin oranını belirleyen tebliğ hükümlerinin yürütmesini durdurdu.

Bir vatandaşın, 27 Ocak 2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Enerji İçecekleri Tebliği'nin iptali ve bu tebliğdeki 5. maddenin (c) ve (d) bentlerinin yürütmesinin durdurulması istemiyle açtığı davanın ilk aşaması tamamlandı.

Adli tatil nedeniyle Danıştay 10. Dairesi yerine davaya bakan Danıştay Nöbetçi Dairesi, söz konusu tebliğin 5. maddesinin (c) ve (d) bentlerinin yürütmesini oy birliği ile durdurdu.
Dairenin kararında, dava konusu tebliğle, daha önce iki kez yürütülmesinin durdurulmasına karar verilen tebliğin yürürlükten kaldırıldığı anımsatıldı.
Tebliğin 5. maddesinin (c) bendinde tebliğ kapsamında yer alan ürünlerde kafein miktarının 150 mg/L'den, inasitolün 200 mg/L'den, gukoronolaktonun 2400 mg/L'den taurin'in 4000 mg/L'den fazla olmaması gerektiğinin düzenlediği kaydedilen kararda, dava konusu bu tebliğle, yürütmesinin durdurulmasına karar verilen tebliğe göre kafein miktarının 320 mg/L'den 150 mg/L'ye indirildiği belirtildi.
Kararda, diğer maddeler yönünden önceki tebliğde belirlenen oranların dava konusu bu tebliğde aynen korunarak yürütmenin durdurulması kararının gerekleri doğrultusunda herhangi bir düzenleme yapılmadığına işaret edildi.
Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilen kararda, hukuk devletinin, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendine bağlı sayan, yönetenlerin her türlü işlem ve eylemlerinin yargı denetimine tabi olan devlet olduğu anımsatıldı.
Kararda, şu tespitler yapıldı:
''Gerçekte de bireylerin devlete karşı güven duyabilmeleri, maddi ve manevi varlıklarını serbestçe, korkusuzca geliştirebilmeleri, ancak hukuk güvenliğinin sağlandığı bir sistem içinde olanaklıdır.
Bu durum karşısında hukuk devleti ilkelerinin yaşamda tutulması amacının sağlanması için bağımsız yargı kararlarına uymak kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Yürütmenin durdurulması kararları idareler yönünden uyulması zorunlu, bağlayıcılığı olan kararlardır.
Öte yandan, idarelerce yargı kararı gereğince işlem tesis edilmekle birlikte tesis edilen işlemle yargı kararı gereğinin yerine getirilip getirilmediğinin de denetlenmesi gerekir. Bazı durumlarda yargı kararının yerine getirilmesi idarelerce bir formalitenin yerini getirilmesi olarak uygulanmakta ve bu tür uygulamalarla idare, yargı kararını etkisiz kılmayı, onu yok saymayı amaçlamaktadır. Bu durum, şekil olarak ortada bir işlem bulunmasına karşın içerik olarak yargı kararının gereğinin yerine getirilmemesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır.''

''YARGI KARARLARI ETKİSİZLEŞTİRİLİYOR''
Kararda, dava konusu uyuşmazlıkta ise enerji içecekleri yönünden bileşiminde bulunması gereken bazı maddelerin oranları konusunda Danıştay 10. Dairesinin verdiği kararlara karşın, idarenin, yürütmenin durdurulması kararlarında belirtilen gerekçeler doğrultusunda düzenleme yapmadığı vurgulandı.
Kararda, idarenin, anılan kararların biçimsel olarak uygulandığını göstermek amacıyla küçük çaplı değişiklikler yaparak önceki tebliğlerdeki düzenlemeleri dava konusu bu tebliğle ayakta tuttuğuna işaret edildi. Kararda, şöyle denildi:
''Buna göre daha önce yargı yerince verilen yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne ilişkin kararların biçimsel olarak uygulanmasını sağlamak üzere ve anılan yargı kararlarını etkisizleştirmek amacıyla yürürlüğe konulan ve içerik itibariyle daha ence verilen yürütmenin durdurulması kararlarında belirtilen gerekçeler doğrultusunda düzenleme içermeyen tebliğin 5. maddesinin (c) ve (d) bentlerinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.'' Davalı Tarım ve Köyişleri ve Sağlık bakanlıkları bu karara itiraz edebilecek. İtirazı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu görüşecek.



Emniyet'e üç önemli soru

Olaydan sonra cep telefonuyla çekilen görüntülerde, Erdal'ın göğsü kanlar içinde, başka bir yara dikkat çekmiyor. FOTOĞRAF: DHA
Polisin 'Başını mihraba vurarak intihar etti' dediği Mustafa Erdal'ın ilk otopsi raporu linci doğruladı: Genel beden travmasına bağlı yumuşak doku içi kanama. Cemaatin önde gelen ismi 'Cüppeli Hoca'nın internet sitesi de 'linç edildi' derken, cinayetin sır perdesi aralanamadı

05/09/2006 (571 kişi okudu)

RADİKAL - İSTANBUL - İsmailağa Camii cinayeti, sırlarını koruyor. Sabah namazından sonra vaaz veren Bayram Ali Öztürk'ü bıçakladıktan sonra linç edildiği belirtilen, polisin ise 'başını mihraba vurarak öldüğünü' açıkladığı Mustafa Erdal'ın öldürüldükten sonraki ilk görüntülerinde göğsünün kanlar içinde olduğu görüldü. İlk otopsi raporunda ise ölüm nedeni 'genel beden travması' olarak açıklandı. Tüm bunlar polisin önceki gün yaptığı açıklamayla çelişirken, İsmailağa cemaatinin önde gelenlerinden Cüppeli Ahmet Hoca'nın internet sitesinde ise "Bu hain saldırıyı gerçekleştiren zanlı yakalanarak linç edildi" denildi.
Emekli imam Öztürk'ü bıçaklayan Erdal'ın cami içinde öldürülmesiyle ilgili dün ilginç gelişmeler yaşandı. Doğan Haber Ajansı (DHA), Erdal'ın cesedinin cep telefonuyla çekilmiş görüntülerini servise koydu. Görüntülerde Öztürk'ün öldürüldüğü bölümün güvenlik şeridiyle çevrildiği görülüyor. Emniyetin 'başını mihraba vurdu' dediği Erdal'ın ise göğsündeki kan dikkat çekiyor. Görüntülerde, Erdal'ın vücudunun diğer bölümlerinde başka bir yara fark edilmiyor.
Polisin açıklamalarıyla çelişen bir başka belge ise ilk otopsi tutanağı. Raporda Erdal'ın ölüm nedeni 'Genel beden travmasına bağlı yaygın yumuşak doku içi kanama' olarak yer aldı.
Cemaatin önde gelenlerinden olduğu belirtilen ve Cüppeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Ünlü'nün 'www.cubbelihoca.net' adresinde ise olay, "Şehitler kervanına Mektubatçı Bayram Efendi de katıldı. Her zamanki İsmail Ağa Camii pazar sohbetlerinde müminleri coşturan, Mektubatcı lakabı ile bilinen büyük alim, yine feyiz dolu, ama Rabbine kavuşacağından haberdar gibi imalı sözlerinden sonra hain bir saldırıya maruz kalarak şehit edildi! Bu hain saldırıyı gerçekleştiren zanlı yakalanarak linç edildi!..." ifadeleriyle duyuruldu.
Polise ifade veren Erdal'ın kardeşi Yakup Erdal, kendisinin de camide olduğunu ancak olayı göremediğini anlatarak, "Camiye gelirken bana bir şey söylemedi. Her zamanki gibiydi" dedi.
Cinayetle ilgili ilginç iddialar da ortaya atıldı. Buna göre cinayetin nedeni yasadışı bir dinci örgütün cemaati kendi safına çekme çabası. Erdal camiye birkaç arkadaşıyla gitti ve cinayetten sonra 'örgütün kamufle olması' için arkadaşlarınca öldürüldü.

'Polis tarikatları koruyor'
CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz, polisi suçlayarak, "İstanbul polisi, tarikatları korumak amacıyla olayı saptırdı. İçişleri Bakanlığı'nın, İstanbul Emniyet Müdürlüğü hakkında inceleme başlatmasını, sorumluları cezalandırmasını istiyoruz" dedi.

Emniyet'e, akılları kurcalayan üç soru
1 - Neden gözaltı olmadı?
Polis yetkilileri olaydan sonra camiye girdiklerinde Mustafa Erdal'ın cesediyle karşılaştı.
İlk ifadelere göre Erdal başını mihraba vurarak ölmüştü. Ancak gazetecilere kadar ulaşan bilgiye göre camide bir linç olayı yaşanmıştı. Dolayısıyla bir cinayet söz konusuydu. Cinayet ihtimali olduğu ve hazırlanan ilk rapor 'linç' dediği halde iki gün boyunca gözaltına alınan olmadı.
2 - Deliller lince yönelik toplandı mı?
Olayın ardından 'olay yeri inceleme' ekipleri camide araştırma yaptı. Ölen Erdal'ın arkadaşları ve ağabeyinin ifadeleri alındı. Polis yetkilileri 'delillerin toplandığını' söyledi ancak linç olup olmadığının otopsi raporuyla belirleneceğini belirtti.
3 - Emniyet neden yeterli bilgiyi edinmeden ilk açıklamayı yaptı?
Emniyet olaydan sonra hastaneye gelen gazetecilere olayı kısaca açıklayan 'bilgi notu' gösterdi. Polise göre bu 'resmi açıklama değildi ve ilk anda tanıkların anlatımlarına göre' hazırlanmıştı. Bilgi notunda linçten bahsedilmedi, intihar vurgusu yapıldı. Bu da 'linç örtbas mı ediliyor, kamuoyu yönlendiriliyor mu' sorusunu akıllara getirdi. Gazeteciler cemaat üyelerinin 'linç yaşandığı' konusunda konuşmalarına tanık olmuştu.


Sanal kumarla mücadele yargıda

Milli Piyango İdaresi, sanal kumarla mücadeleyi yargıya taşıdı. İdarenin Talih Oyunları Dairesi yetkilileri, merkezi yurtdışında bulunan bir oyun sitesi hakkında sanal kumar oynattığı gerekçesiyle dava açtı.

Mahkeme, sitenin faaliyetlerinin durdurulması yönünde bir karar verirse, diğer oyun siteleri için de emsal teşkil edecek bir durum ortaya çıkacak. İnternet ortamında talih oyunları oynatılmasının Milli Piyango İdaresi tarafından mart ayı içinde çıkarılan ‘Sanal Ortamda Oynanan Talih Oyunları Hakkında Yönetmelik’ ile yasaklanmasının ardından, şans oyunu oynatan siteleriyle resmi mücadele başlatıldı. İlk aşamada, yönetmelikle sanal ortamda oyun düzenleyen, ilan ve reklam yasağına uymayan kişi ve kuruluşları tespit etmekle görevlendirilen Milli Piyango İdaresi Talih Oyunları Daire Başkanlığı personeline, bu mücadeleye dönük kapsamlı bir eğitim verildi. Eğitim çalışmasının ardından da sanal kumara yönelik takibata geçildi.

Talih Oyunları Dairesi yetkilileri, ilk incelemeleri sonucunda, merkezi yurtdışında bulunan bir oyun sitesine ilişkin dokümanları müfettişlerin incelemesine sundu. Piyango müfettişleri de hangi ülkeden yayın yaptığı tespit edilen siteyle ilgili bilgileri Milli Piyango İdaresi Hukuk Kurulu’na iletti. Kurul da Türkiye’de oyun oynattığı belirlenen bu sitenin karartılması istemiyle savcılığa başvurdu. Adli tatilin ardından Asliye Hukuk mahkemelerinde ele alınması beklenen bu dava ile birlikte sanal kumarla mücadelede yeni bir döneme girilmiş olacak. Yargının, talih oyunu oynatan sanal ortam faaliyetlerinin durdurulmasına karar vermesi halinde, hukuk müşavirliği, yasaklama kararını hemen Telekomünikasyon İdaresi’ne bildirecek. Servis sağlayıcılarına da gönderilecek mahkeme kararı ile birlikte siteye erişim engellenerek, bu site karartılacak.

Sırada 30 yeni site var

Sanal oyunlarla mücadelenin giderek yaygınlık kazanacağını belirten Milli Piyango İdaresi Genel Müdürü İhya Balak, Talih Oyunları Daire Başkanlığı’nın Türkiye’de sanal ortamda oyun oynatan 30 yeni site için de bir çalışma yaptığını bildirdi. Sitelere ilişkin raporların tamamlanarak Hukuk Kurulu’na gönderildiğini kaydeden Balak, “İncelemelerin ardından bu siteler için de savcılığa suç duyurusunda bulunulacak.” dedi. Sanal ortamdaki oyunlarla mücadelenin yeni dönemde giderek yaygınlaşacağını söyleyen Balak, “Bir yandan Türkiye’deki sitelere yönelik inceleme yaparken, diğer yandan mahkemeden çıkacak emsal kararı bekliyoruz. Kararın çıkması halinde, sanal oyun siteleriyle çok daha etkin mücadele edeceğiz.” diye konuştu. Ankara, aa


Kiracıya kötü haber

Yargıtay kiralanan yerlerin devredilemeyeceğine hüküm verdi. Yüksek kira masrafından kurtulmak için dükkanlarına ortak alanlar, 'üçüncü şahıslar sözleşmeye dahil edilemez' gerekçesiyle tahliye edilebilecek

YÜKSEK kiradan kurtulmak için kiraladığı dükkana ortak alanlara Yargıtay'dan kötü haber. Yargıtay, iki kişi arasında yapılan bir sözleşmeye bir başkasının dahil edilmesini uygun görmedi.

Özellikle ücretin düşmesi için arkadaşlarını kiraya ortak eden öğrenciler ve yüksek dükkan ücretleri nedeniyle kendilerine ortak arayanları yakından ilgilendiren karara uzanan süreç şöyle gelişti: İsmi açıklanmayan mal sahibi dükkanını kiraya verdi. Kısa bir süre sonra kiracı 'çay bahçesi' olarak işlettiği dükkana kira ortağı alınca mal sahibi ile uzlaşmazlık yaşamaya başladı. Tarafların anlaşamaması üzerine konu yargıya yansıdı. Kiracı, yerel mahkemede yaptığı savunmada, S.'nin dükkanın boş kısmına çiçeklerini koyduğunu, bunun içinde devretme veya kira ücreti alma gibi bir durumun söz konusu olmadığını savundu.

'Üçüncü şahıs dahil edilemez'

Dosyayı inceleyen yerel mahkeme, kiralarının zamanında yatırıldığına dikkat çekerek kiracının tahliyesine ilişkin talebi reddetti. Dosyaya itiraz edilince dava Yargıtay'ın gündemine geldi. Temyiz talebini incelemeye alan Yargıtay 6'ncı Hukuk Dairesi ise yerel mahkemenin kararını uyun görmeyerek, tahliye talebine ret veren hükmü bozdu.

Davaya konu olan dükkanın çay bahçesi olarak işletildiğine dikkat çeken Yargıtay, kiralanan yerin bir bölümünün üçüncü şahıs olan S.'ye çiçek satımı için devredildiğinin altını çizdi. Bu durumun taraflar arasında imzalanan sözleşmeye aykırı olduğunu belirten Daire kararında, 'Akde aykırılığın giderilmesi için gönderilen ihtara rağmen aykırı davranışa son vermemiştir' denildi.

Taraflar arasında yapılan kira sözleşmesinin 3 yıl olduğuna işaret edilen kararda, sözleşmede yer alan şu hükümlere dikkat çekildi: '...Kiracı, kiralanan yeri bir başkasına devredemez, kiraya veremez. Kiralanan yer çay bahçesidir. Bunun dışında başka amaçla kullanılamaz.' Kiracının savunmasını da dikkate alan Yargıtay 6'ncı Hukuk Dairesi, kararın gerekçesinde şu ifadelere yer verdi: 'Kiralananın kapsamında bulunan dava konusu yer, üçüncü kişinin kullanımına tahsis edilmiş ve uygun süreli ihtara rağmen sözleşmeye aykırı olan bu duruma son verilmemiştir. Bu durumda akde aykırılık olgusu gerçekleşmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı gerekçeyle ret kararı verilmesi hatalı olmuştur. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.'

Yeşim ERASLAN / ANKARA
05.09.2006


PKK koordinatoru atanıyor

Türkiye, PKK koordinatörünü bu hafta atayacak. Kulislerde, eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Türkeri’nin adı öne çıkıyor...


PKK ile mücadele konusunda ABD ile işbirliğini yürütecek Türk koordinatörün bu hafta açıklanması bekleniyor. Kulislerde, Jandarma Genel Komutanlığı’ndan yeni emekli olan Orgeneral Fevzi Türkeri ismi üzerinde duruluyor. Yapılan değerlendirmeler koordinatörün bu hafta içinde açıklanacağını gösteriyor. Koordinatörün, iyi derecede İngilizce bilen, uluslararası hukuk konusunda bilgili birisi olması tercih edilecek. ABD’nin emekli bir Orgeneral ataması nedeniyle Türk muhatabının da emekli bir Orgeneral olması benimsendi. Bu konuda Genelkurmay’ın da görüşü dikkate alınacak. Kulislerde, yeni emekli olan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri’nin ismi geçiyor. Koordinatöre, MİT ve Dışişleri görevlilerinin de destek verebileceği bir ofis kurulacak.

Koordinatörün görev tanımı ve çalışma yöntemi konusunda ön hazırlıklar tamamlandı. Yapılacak atama sonrasında Başbakanlık özel temsilciliğine benzer bir statüsü olacak. Koordinatörün raporunu kime vereceği ve çalışma ofisinin nerede bulunacağı da tartışılıyor.


5 federasyonun 54'ü özerkliğe kavuştu

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne bağlı federasyonların özerklik çalışmalarında son noktaya gelindi.

Dün yapılan Merkez Danışma Kurulu toplantısı sonrasında Mücadele Sporları Federasyonu dışındaki tüm federasyonlar özerk oldu. GSGM Merkez Danışma Kurulu’nun yaptığı dünkü toplantı sonrasında Atıcılık, Güreş, Hentbol, Herkes İçin Spor, Karate, Yüzme, Okul Sporları, Oryantring ve Dans federasyonları özerklik ile tanışmış oldu. Böylece toplam 55 federasyonun 54 tanesi özerk yapıya kavuştu. Bu federasyonlardan 18 tanesi ilk genel kurullarını yaparak yeni başkanını seçti. Geriye kalan 36 federasyonun ise önümüzdeki günlerde ilk genel kurullarını yapması bekleniyor. Öte yandan dün yapılan Merkez Danışma Kurulu Toplantısı’nda Mücadele Sporları üç federasyona ayrıldı. Muay-Thai, Kick-Boks ve Wuşu ve Ashiara Karate dallarının ayrı ayrı federasyon olmasına karar verildi. Bu federasyonların özerklik görüşmeleri ise önümüzdeki günlerde görüşülecek.

Anayasa Mahkemesi davası bugün

Danıştay 10. Dairesi, federasyonlara talepte bulunmaları durumunda Merkez Danışma Kurulu’nun uygun görüşü, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün bağlı olduğu bakanın teklifi ve başbakanın onayı ile idari ve mali özerklik verilebileceğine ilişkin yasa hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi, 3289 sayılı yasaya eklenen ek 9. maddenin “özerklik’’ başlığını taşıyan; 1,5, 6 ve 8. fıkraları ile 7’nci fıkranın ve 5. ve 6. cümlelerinin iptali istemini görüşecek.

Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay, özerk federasyonların yasa hükmünün iptali için Danıştay 10. Dairesi’nin, Anayasa Mahkemesi’ne başvurusunu değerlendirerek, “Hukukun üstünlüğü var. Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karara göre çalışmalarımızı yaparız.” şeklinde konuştu.

05.09.2006
Bülent Karadaş


TMY'nin kısmi iptal istemiyle açılan dava esastan görüşülecek


Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2 maddesindeki bazı hükümlerin iptali istemiyle açtığı davayı esastan görüşecek.
AA- Yüksek Mahkeme, bugünkü gündem toplantısında, söz konusu davanın ilk incelemesini yaptı.
Başvuruda herhangi bir eksiklik tespit etmeyen Anayasa Mahkemesi, davayı esastan görüşmeye karar verdi.
Cumhurbaşkanı Sezer, yasanın 5 ve 6. maddelerinin bazı hükümlerinin iptalini istemişti.
Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa Mahkemesi'ne açtığı davanın gerekçesinde, bu hükümlerin "Suçun işlenişine iştirak etmemiş olan basın ve yayın organlarının sahipleri ve yayın sorumlularının başkasının eylemi nedeniyle ceza sorumluluğu altına sokulduğuna, bunun ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesiyle bağdaşmadığına" işaret etmişti.
Sezer, hükümlerin Anayasa'nın "basın özgürlüğü" ve temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki "ölçülülük" ilkesine aykırı olduğunu vurgulamıştı.


İlk inceleme bugün

Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun iki maddesindeki bazı hükümlerin iptali talebiyle açtığı dâvânın ilk incelemesini bugün yapacak. Yüksek Mahkeme, başvuruda herhangi bir eksiklik tespit etmezse esastan görüşme kararı verecek. Raportörün hazırlayacağı raporun ardından Anayasa Mahkemesi Heyeti, başvuruyu görüşecek.

Yüksek Mahkeme, başvuruda herhangi bir eksiklik tesbit etmezse esastan görüşme kararı verecek. Raportörün hazırlayacağı raporun ardından Anayasa Mahkemesi Heyeti, başvuruyu görüşecek. Cumhurbaşkanı Sezer, yasanın 5 ve 6. maddelerinin bazı hükümlerinin iptalini istemişti.

Cumhurbaşkanı Sezer’in iptalini istediği 5. madde hükmü, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesinin 4. fıkrasına ekleme yapıyor. Buna göre, isim ve kimlik belirterek veya belirtmeden kime yönelik olduğunun anlaşılmasını sağlayacak surette kişilere karşı terör örgütleri tarafından suç işleneceğini veya terörle mücadelede yer almış kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklama, yayınlama veya bu yolla kişileri hedef gösterme fiilinin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında ceza öngörüyor. Hüküm ayrıca, terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde suç işlemeye alenen teşvik, işlenmiş olan suçları ve suçlularını övme veya terör örgütünün propagandasını içeren süreli yayınların hakim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet savcısının emriyle tedbir olarak 15 günden bir aya kadar durdurulabilmesini hükme bağlıyor.

Sezer’in iptalini istediği 6. madde hükmü ise 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinde değişiklik yapıyor. Buna göre hüküm, terör örgütünün propagandasının basın yayın yoluyla yapılması durumunda suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında adlî para cezası uygulanmasını öngörüyor. Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa Mahkemesi’ne açtığı davanın gerekçesinde, bu hükümlerin, ‘’Suçun işlenişine iştirak etmemiş olan basın ve yayın organlarının sahipleri ve yayın sorumlularının başkasının eylemi nedeniyle ceza sorumluluğu altına sokulduğunu, bunun ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesiyle bağdaşmadığına’’ işaret etmişti.

Sezer, hükümlerin Anayasa’nın ‘’basın özgürlüğü’’ ve temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki ‘’ölçülülük’’ ilkesine aykırı olduğunu vurgulamıştı.


Turaç kuşlarını korumak için Danıştay’a dava açıldı

Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER), nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan Turaç kuşlarının ürediği Mersin’deki Turan Emeksiz Av ve Yaban Hayatı Sahası’nın imara açılmasını önlemek için Danıştay’da dava açtı.

Zaman’ın 31 Temmuz 2006’da ‘İki bakanlığın arasına Turaç kuşu girdi’ başlıklı haberinden sonra harekete geçen dernek, açtığı davanın kapsamını, turizme açılması planlanan diğer korunan orman arazileri ve tarım işletmelerini kapsayacak şekilde geniş tuttu. Dava ile bu tür arazilerin imara açılmasına imkân veren Maliye Bakanlığı tebliği ile Kültür ve Turizm Bakanlığı yönergesinin iptali amaçlanıyor. Merkezi Mersin’de bulunan ÇETKODER’in başkanı Göktaş, öncelikle kendi illerinde bulunan bin 800 hektar ormanla kaplı Turan Emeksiz Av ve Yaban Hayatı Sahası ile 4 bin hektarlık Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü arazisini kurtarmayı amaçladıklarını ifade ediyor.

Çevre ve Orman Bakanlığı, 21 Temmuz 2006’da, Mersin’in Tarsus ilçesi kıyı kesiminin turizm yapılaşmasına açılmasına ‘turaç kuşlarına zarar verilmemesi’ şartı ile verdiği olumlu görüşü Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın imar planını değiştirmesi üzerine iptal etmişti. Koruma sahası ile ilgili gelişmeleri Zaman’dan öğrenen Göktaş, Orman Bakanlığı’nın kararını destekleyen iki ayrı dava açtı. Danıştay’da açılan davalardan biri, Maliye Bakanlığı’nın korunması gereken Hazine arazilerinin Turizm Bakanlığı’nın görüşü alınarak satışı, takası, kiralanmasına ilişkin 13 Haziran 2006 tarihli 305 sayılı tebliğine yönelik. Diğeri ise Turizm Bakanlığı’nın aynı işlemlerin ne şekilde yapılacağını düzenleyen yönergesine karşı açıldı. Gürhan Savgı, Ankara


Zamma dava açtık, fişleri atmayın’ uyarısı

Tüketiciler Birliği, köprü ve otoyol ücretlerine 1 Eylül’den itibaren geçerli olmak üzere yüzde 23 ila 50 arasında yapılan zammın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Ankara İdare Mahkemesi’nde dava açtı
05.09.2006

Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 2001’de köprü ve otoyol ücretlerine yaptığı zammın, Ankara 4. İdare Mahkemesi’nce iptal edildiğini hatırlatan Tüketiciler Birliği Genel Başkan Yardımcısı Üstün Bol, bu son zam kararının da yargı tarafından iptal edileceğini öne sürdü. Bol, Ankara 4. İdare Mahkemesi’nin, o zaman verdiği iptal kararının gerekçesinde, “Kamusal hizmetin gelir artırıcı bir kalem olarak görülemeyeceği ve külfetlerin adil dağıtımı ilkesine aykırı” olduğu görüşüne yer verdiğini hatırlattı. Bol, “Bu zam kararı da yargı tarafından iptal edilecek. 2001’de tüketicilere, geçiş ücretlerine ilişkin fişleri atmamalarını söylemiştik. Ancak buna uyulmadı. Tüketicilere sesleniyoruz, 1 Eylül 2006’den sonraki geçiş ücretlerine ilişkin fişleri atmayın. Zam kararı iptal edildikten sonra bu fişlerle dava açılarak fazladan yapılan ödemeler geri alınabilir” diye konuştu.


Zam iptal davası

Tüketiciler Birliği, köprü ve otoyol zammının iptali ve yürütmesinin durdurulması için dava açtı. Birlik yetkilileri, "Aldığınız geçiş fişlerini atmayın" dedi...

***

Deli Dumrul, bizi mi bulur

Köprü zamları ile tarihin ilk köprü haraççısı Deli Dumrul'un film çekimleri aynı döneme rastladı. Ancak yeni Dumrul bile bıktıran zamma isyan etti.

DÜNYA DEĞİŞTİ, FORMÜL AYNI
BİR zamanlar Deli Dumrul vardı, şimdi yerini OGS, KGS ve gişeler aldı. Deli Dumrul, tarih sayfalarına köprü geçişlerinden para alan ilk insan olarak yazıldı. Yıllar geçti, dünya değişti ama Dumrul'un formülü hep aynı kaldı. Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile otoyollara yapılan zammın tartışıldığı şu günlerde de Deli Dumrul filminin çekimlerine başlandı. Ancak köprüyü geçerken para ödeyenler çok ah etmiş olacak ki, Deli Dumrul kendisine inanmayan bir oyuncu ile beyaz perdede hayat buldu.

TÜKETİCİLER BİRLİĞİ DAVA AÇTI
TARİHİN ilk köprü haraççısını oynayan Burak Sergen, film gereği kurumuş bir çayın üzerine kurulan köprüden geçenlerden para aldı. Ama o da bu düzene isyan edenlerdendi. Sergen, "Köprülerin bedava olması gerekiyor, Devlet para kazanmalı ama bu böyle köprülerle olmaz" dedi. Öte yandan; Tüketiciler Birliği, otoyol ve köprü ücretlerine yapılan zamla ilgili Ankara İdare Mahkemesi'ne dava açtı. Genel Başkan Yardımcısı Üstün Bol, "Geçiş ücretlerine ilişkin fişleri atmayın. Ödemeler geri alınabilir" dedi.

İsmail BAYRAK


Global Menkul yöneticileri hakkında "Tüpraş hisse satışına" ilişkin takipsizlik kararı

İSTANBUL - Tüpraş'ın yüzde 14,76'sının satışı ile ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Global Menkul Değerler A.Ş. yöneticileri hakkında 'takipsizlik' kararı verdi.

Petrol İş Sendikası, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na sunduğu 29.06.2005 tarihli şikayet dilekçesi ile Tüpraş'ın yüzde 14,76'sının satışına aracılık eden Global Menkul Değerler A.Ş.'nin üç yöneticisinin 'Sermaye Piyasası Kanunu'nun 47/A-1-3 maddelerinde düzenlenen 'içeriden öğrenenlerin ticareti (insider trading)' suçunu işledikleri iddiasıyla cezalandırılmaları' isteminde bulunmuştu.

Global Menkul Değerler tarafından yapılan açıklamaya göre, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Sermaye Piyasası Kanunu'nun 49/2. maddesi gereğince başvuru dosyasını Sermaye Piyasası Kurulu'na göndermişti. Sermaye Piyasası Kurulu, yaptığı inceleme sonucunda Global Menkul Değerler A.Ş.'nin Tüpraş'ın yüzde 14,76'sının satışı kapsamındaki eylemlerinde Sermaye Piyasası Kanunu'nu ihlal eden bir yön olmadığına karar verdi.

Sermaye Piyasası Kurulu'nun bu kararına istinaden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 2005/71046 Sor. No.lu dosya kapsamında verdiği 15.06.2006 tarih ve 2006/63342K. no.lu kararı ile Tüpraş'ın yüzde 14,76'sını temsil eden hisselerinin 04.03.2005 tarihinde İMKB'de satışı işlemine aracılık eden Global Menkul Değerler A.Ş.'nin üç yöneticisi hakkında kamu davası açılmasına gerek görmemiş ve 'takipsizlik' kararı verdi.


Akaryakıtta rekor cezaya af geliyor


Petrolün fiyatını asıl 'hazin son' korkusu tetikliyor
EPDK cezası, POAŞ'ı negatif izlemeye aldırdı

Akaryakıtta rekor cezaya af geliyor

EPDK'nın akaryakıt istasyonları ve dağıtım şirketlerine kestiği rekor cezalar için af yolu açılıyor. 1.6 milyar YTL'lik cezaya konu olan uygulamalar suç olmaktan çıkarılıyor.

EPDK'nın akaryakıt istasyonları ve dağıtım şirketlerine kestiği yaklaşık 1.6 milyar YTL'lik para cezasına af geliyor. Enerji Bakanlığı'nca hazırlanan tek paragraflık düzenleme ile cezaya konu olan uygulamalar suç olmaktan çıkarılıyor. NTVMSNBC'nin haberine göre Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) akaryakıt istasyonları ve dağıtım şirketlerine kestiği rekor cezalar için af yolu açılıyor. İlk olarak kesilen 113 milyon YTL'lik cezayı ağır bulan bayiler Enerji Bakanı Hilmi Güler'e giderek yardım talep etmişlerdi. Bayilere hak veren Güler de, bu konuda bir çalışma yapılmasını istemişti. Ancak EPDK'nın dağıtım şirketlerine kestiği son cezaların ardından düzenlemenin kapsamı genişledi.

KANUN DEĞİŞTİRİLECEK
Hazırlanan kanun değişikliği taslağına göre, cezai işlemler, lisans başvurularını yapmış fakat imar planı ya da diğer işlemler nedeniyle lisanslarını, geçici çalışma süresinden sonra temin eden bayilere uygulanmayacak. Aynı şekilde, hiç lisans başvurusu yapmamış fakat EPDK tarafından faaliyet durdurma tebligatı yapılmamış istasyonlara da ceza verilmeyecek. Ayrıca lisansını süresinden sonra temin eden akaryakıt bayisine ikmal yapan dağıtıcılara da ceza verilmesi engelleniyor. Söz konusu düzenlemenin Meclis'e ne şekilde gönderileceğine henüz karar verilmedi. Meclis'teki herhangi bir kanuna önerge ile eklenebileceği gibi önümüzdeki günlerde sevki beklenen tasarılara da geçici madde ile girebileceği belirtiliyor. Eğer düzenleme bu haliyle yasalaşırsa, bayilere ve dağıtım şirketlerine kesilen yaklaşık 1.6 milyar YTL'lik para cezası uygulanamayacak.


12 Eylül’e suç duyurusu

“Darbe Karşıtı Platform” üyeleri, “12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştirenlerin yargılanması” talebiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.
05 Eylül 2006 14:58
Yazı boyutunu büyütmek için

Platform sözcüsü Ruşen Sümbüloğlu, başsavcılık önünde yaptığı basın açıklamasında, “12 Eylül'ü gerçekleştirenlerin, yasalar tarafından korunduğunu” ileri sürdü.

Sümbüloğlu, 2005 yılında aynı taleple suç duyurusunda bulunduklarını, ancak aradan geçen süreye karşın bir sonuç alamadıklarını belirterek, dilekçelerini yenilemeye karar verdiklerini söyledi. Toplumsal muhalefet görevlerini yerine getirdiklerini ve dilekçelerinin en kısa sürede yanıtlanmasını beklediklerini ifade eden Sümbüloğlu, yetkilileri duyarlı olmaya çağırdı.


Bir dava da Pamukoğlu Paşa'ya açıldı

Emekli Tümgeneral Pamukoğlu'na, gizli kalması gereken bilgileri yazdığı bir kitapta açıkladığı gerekçesiyle dava açıldı.

Emekli Korgeneral Altay Tokat'ın yargılanmasını isteyen Genelkurmay Askeri Başsavcılığı, Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu hakkında "Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok" kitabında gizli kalması gereken bilgileri açıkladığı gerekçesiyle dava açtı. Pamukoğlu hakkındaki iddianamede, kitapta yer alan bilgilerin "devlet sırrı" niteliğinde olmadığı ancak yayınlanan bilgilerin PKK terör örgütü tarafından kullanılmaya başlandığı belirtildi. Başsavcılık bu nedenle emekli Tümgeneral Pamukoğlu hakkında, Emekli Korgeneral Altay Tokat hakkındaki davanın da dayanağını oluşturan Askeri Ceza Kanunu'nun 95'inci maddesine dayanarak altı aydan üçİddianamede, kitaptaki bilgilerin PKK tarafından kullanıldığı belirtildi.yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Askeri Ceza Kanunu'nun 95'inci maddesi, "Askerlik görevi ve sıfatı gereği sahip olduğu askeri bilgileri açıklayan ve yazan kişilerin üç yıla kadar hapsini" öngörüyor.

GİZLİ DAVA SİVİL MAHKEMEYE
Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde görülen davanın duruşmalarıyla ilgili, Askeri Başsavcılığın talebi üzerine gizlilik kararı alındı. Askeri Ceza Kanunu'nda yapılan değişiklik gereği Osman Pamukoğlu Paşa'nın emekli olması ve artık sivil şahıs sayılması nedeniyle dava dosyasının önümüzdeki haftalarda Ankara Adliyesi'ne gönderilmesi bekleniyor.

Ersan ATAR/ANKARA


Şikeye İtalya modeli


Atalay, hazırladıkları yasa tasarısını star’a anlattı


GSG Müdürü, ‘Spor Kurulu’nun yapılanması ve Spor Mahkemeleri’nin kurulması için son aşamaya gelindi. Hedefimiz 10 milyon sporcu’ dedi.


GENÇLİK ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay, Türk sporu ile ilgili merak edilen konuları star’a değerlendirdi. Spor Mahkemeleri ile ilgili yasa tasarısı hazırladıklarını, özerkleşme faaliyetinin sürdüğünü, Türk Spor Kurulu’nun yapılanması için son aşamaya girildiğini, 10 yılda 10 milyon lisanslı sporcu hedeflerinde ise bir sapma olmadığını anlatan Atalay’a biz sorduk o cevapladı. İşte Genel Müdür’ün sorularımıza verdiği çarpıcı cevaplar:

-Türk Spor Kurulu kurulacak mı?

‘Biz bununla ilgili çalışmalarımızı tamamladık. Sayın bakanımızın da imzasıyla, başbakanlığa teslim ettik. Şu an, Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü’nde. Tatil sonunda Bakanlar Kurulu’na sevk edilir diye tahmin ediyorum. TBMM’nin gündemi de yoğun ancak, bir zaman bulunup, bizim yasamızın da görüşülüp çıkarılacağını düşünüyorum.’

-GSGM olarak şikeyi engellemek için bir çalışmanız var mı?

‘Biliyorsunuz Spordan Sorumlu Devlet Bakanı M.Ali Şahin’e bağlı olarak çalışıyoruz. Şu anda, Spor Mahkemeleri ile ilgili bir çalışma yapıyoruz. Futbol Federasyonu’ndan, UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik’ten de bilgiler geliyor. Ayrıca, büyükelçilikler kanalı ile de istediğimiz bilgiler var. Onlar da gelince toparlayıp, Spor Mahkemeleri ile ilgili bir metin ortaya çıkaracağız. Bu konuda İtalya modelini örnek alıyoruz.’

-Göreve başladığınızda 10 milyon lisanslı sporcu hedefiniz vardı. Bu hedefin neresindesiniz?

‘3 yıl önce göreve geldiğimizde, lisanslı sporcu sayısı 300 bin civarındaydı. Biz, ‘10 yılda 10 milyon sporcu’ hedefiyle yola çıktık. Bugün bu sayı 1 milyon 600 bine ulaştı. Kalan 7 yılda 10 milyon sporcuya ulaşmamamız için hiçbir neden yok. ’

-Özerkleşme çalışmaları nasıl gidiyor?

‘Özerkleşen federasyon sayısı 44’ü buldu. Özerkleşmeyen 11 federasyonumuz kaldı. Onları da sanıyorum, ilk MDK toplantısında özerkleştireceğiz. Karate dışındaki federasyonlarımız, özerkleşme projesinin içinde yer aldılar. Özerkleşen federasyonlar arasında pişman olanını görmedim. Özerkleşme olmadan bu işler yürümez, Türk sporu kalkınamaz. Biz şeffaf, çok iyi kontrol edilebilen ama son derece rahat hareket edebilen federasyonlar istiyoruz.’

-Danıştay, özerk federasyonların yasa hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Bu konuda ne diyorsunuz?

‘Bu olay ilk olarak Basketbol Federasyonu genel kurulunda yaşandı. Danıştay Daireler Kurulu çevre statüyü onayladı. Esastan görüşmesi devam ediyor. Konuyla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne talep oldu. Oranın vereceği karara göre hareket edeceğiz.’

-Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda Türk kafilesinin doktoru yok muydu?

‘Normalde, her ülkenin bir tür şampiyonalara doktor getirmesi gerekmiyor. Çünkü, ev sahibi ülke sağlıkla ilgili tedbirleri alıyor. Bu nedenle, kafilelerin doktor getirmesine gerek de yok, ihtiyaç da. Bu saptamadan sonra, şunu söylemeliyim ki, Türkiye’nin bazı branşların kafilelerinde doktor bulundurması son derece yararlıdır. Özellikle psikolog bulundurulmasında büyük fayda var.’

-Atletizmden genel anlamda memnun musunuz?

‘Atletizmdeki çıkıştan gelen olarak memnunum. Bundan önce, ‘Bir kızımız çıkacak, 100 metre engellide çeyrek final koşacak’ deselerdi, kimse inanmazdı. Ama biz bugün madalya kovalayan sporcular yetiştirdik. 100 metre engellide iki kişiler üstelik; Nevin Yanıt ve Esen Kızıldağ’ın ileride çok başarılı olacağına inanıyorum. Ama bu, atletizmde görevimizin tamamlandığı anlamına gelmez. 24 branşın tamamında madalya kovalamamız gerekiyor. İleri ülkelerin düzeyine gelmeliyiz.’

- 12 Dev Adam’ın Dünya Şampiyonası’nda başarısı için ne diyorsunuz?

‘Dünya Şampiyonası’ndaki 6’ncılık çok güzel bir sonuç. Basketbolcularımız hem Milli Takım’daki oyuncuların nasıl olması gerektiğini gösterdi, hem de Türkiye’yi çok iyi tanıttı. Umarım 2010 yılında ülkemizde yapılacak şampiyonada dünya şampiyonu oluruz. Bunu başarmak için hep birlikte çalışmalıyız.’

- Aurelio gibi sporcuların Türk vatandaşı olup, milli takımlarda oynamalarına nasıl bakıyorsunuz?

‘Ben olumlu bakıyorum. Çünkü Türkiye birçok yönüyle AB ülkesi. AB veya BM’de yapılan toplantılarda ırkçılıkla mücadele değişmez gündem maddesidir. Türk vatandaşı olmayı kabul etmiş sporculara sıcak bakmamız gerekiyor. Nasıl ki, Mehmet Scholl, Yakın kardeşler, yaşadıkları ülkelerin milli takımlarının formalarını giydiler; bir başkası da Türk Milli Takımları’nın formasını giyebilir.’

05.09.2006


Turizme zorunlu sigorta geliyor


YILDIZ YAZICIOĞLU Ankara

Kültür ve Turizm Bakanlığı, pekçok Avrupa ülkesinde uygulanan zorunlu seyahat sigortasını Türkiye`de hayata geçirmek için yasa taslağı hazırladı. Yerli ve yabancı turistler için tatil programı hazırlayan acentalar, vaat ettikleri seyahat koşullarını sigorta güvencesi kapsamında sunacaklar. Yeni düzenlemeyle turizm acentalarınca satışı yapılan tur programlarına zorunlu seyahat sigortası uygulanmasına karar verildi. Hazine Müsteşarlığı`nın bilgisi dahilinde yabancı ve yerli turistin mağduriyetini önlemeye dönük farklı bir sigorta zorunluluğu getirilmesi amaçlanıyor. Bakanlığın önümüzdeki haftalarda Meclis`e sunacağı taslağa göre, seyahat acentaları, gezi programına ait detaylı bilgiler, konaklama tesisi, otobüs veya uçak tipi, rehberlik hizmetleri gibi koşulların yazılı olduğu `seyahat sözleşmesi` hazırlayacak. Acentalar, anlaşacakları özel sigorta şirketi aracılığıyla söz konusu seyahat programı ve hizmetlerini sigorta güvencesine aldıklarını bu sözleşmede beyan edecekler.


“Sözde soykırım üyelik şartı değil”

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin AB'ye üyeliği için sözde Ermeni soykırımını tanıma koşulu getirilemeyeceğini söyledi.

Belçika Parlamentosu'nda Liberal Parti Reformcu Hareket (MR) temsilcileri bir araya geldiği toplantıda konuşan Barroso, sözde soykırımı tanıması konusunda Türkiye'ye "emrivaki yapılamayacağını" kaydetti. Barroso, bu konudaki tartışmaların "zorluğu" ve "zaman gerektirdiği" üzerinde durarak, Türkiye'ye ek bir koşul getirilemeyeceğini belirtti. Barroso, sözde soykırım konusunda kendisini tavır almaya zorlayan MR milletvekillerini dışladı. Brüksel hükümetinde koalisyon ortağı olan MR'in bazı senatörleri geçen yaz Senato'ya sundukları yasa tasarısında, Yahudi soykırımına ilişkin yasa kapsamına sözde Ermeni soykırımının da alınmasını önermişti. Öte yandan, İspanya'da aşırı Katalan milliyetçiliğini savunan Katalonya Cumhuriyetçi Solu (ERC) partisinden 2 milletvekili, Ermeni komitesinden gelen bir mektubu dikkate alarak, sözde Ermeni soykırımı ile ilgili iddiaların İspanyol Meclisi'nde görüşülmesi girişiminde bulundu. ERC vekili Rosa Maria Bonas ise verdikleri öneride değişiklik yaparak soykırımı tanıma talebini geri çekeceklerini açıkladı. Madrid Büyükelçisi Volkan Vural da hukuki değeri olmayan bu önerinin kabul edilmesinin "çok zayıf" bir ihtimal olduğunu söyledi.

Brüksel, Madrid; aa


İşime son verdiği için öldürdüm

Hastane sahibini hayalet silahla öldüren muhasebeci: Borca girip otomobil almıştım. Beni işen çıkardığını söyleyince kendimi kaybettim

İSTANBUL Özel Huzur Hastanesi sahibi Harun Karabıçak'ı öldürüp Samatya Hastanesi Başhekimi Özgür Yiğit'i de yaralayan A.C., çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine kondu. Zanlı ifadesinde, Karabıçak'ın kendisine 'personel senden şikayetçi. Asabi tavırların yüzünden 1 Eylül'den sonra seninle çalışmak istemiyoruz' dediğini, bunun üzerine 'Glock' marka ruhsatsız tabancayla cinayeti işlediğini anlattı.

DAHA önce birçok hatanede çalıştığını, son olarak da halasının oğlu olan Başhekim İsmail Çetin'in yardımı ile Huzur Hastanesi'ndeki işine başladığını belirten zanlı, 'İşe başlamamın ardından tüm harcama planlarımı ayarladım. Borca girip otomobil aldım' dedi. Polisteki ifadesinin ardından Fatih Adliyesi'nde çıkarılan Can, savcıya da benzer ifade verdi. Nöbetçi mahkemeye sevk edilen zanlı, tutuklanarak cezaevine gönderildi.


Ölüm ilanı şakası gerçek oldu

BİR süre önce belediye hoparlörlerinden ölüm ilanı verildikten sonra belediyeye giderek hayatta olduğunu bildiren ve ilanı 'Şaka amaçlı' veren arkadaşı M.Ö. hakkında suç duyurusunda bulunan Ünal Yurttan (55), trafik kazasında hayatını kaybetti. Baba Bilal Yurttan, oğlunun şakalaşmayı seven biri olduğunu, bu yüzden arkadaşlarının şakasına maruz kaldığını söyledi. Şaka amaçlı yapılan anonsu duymadıklarını söyleyen Yurttan, 'Oğlum beni arayıp, 'Arkadaşlarım şaka olsun diye öldüğümü anons ettirmişler. Ben yaşıyorum, merak etmeyin' deyince durumu öğrendik. Bu olaydan kısa süre oğlumun ölüm haberini aldık' dedi.

Tavşanlı Belediyesi'ni sahte isimle arayan bir kişi, arkadaşı Ünal Yurttan'ın öldüğünü söyleyerek, anons yapılmasını istemişti. Bu istek üzerine hoparlörlerden, 'Ünal Yurttan, hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi bugün ikindi namazını müteakip Ulu Cami'den kaldırılarak ilçe mezarlığında defnedilecektir' şeklinde anons yapılmıştı.

TELEFONDAN ANLAŞILDI

Öldüğüne dair anonsu evini arayarak 'Başsağlığı' dileğinde bulunan yakınlarından öğrenen Yurttan, belediyeye giderek hayatta olduğunu söylemişti. Yurttan'ın ilanı kimin verdiğini öğrenmek istemesi üzerine, telefon kayıtları incelenince, ilanı M.Ö.'nün verdiği tespit edilmişti. Ünal Yurttan, M.Ö. hakkında Tavşanlı Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunmuş, ifadesine başvurulan M.Ö., arkadaşına şaka yapmak istediğini söylemişti.

İhsan TUNÇOĞLU / KÜTAHYA


Kadın öğretmene taciz iddiası


KARS’ın Digor İlçesine bağlı Bacalı Köyü’nde stayjer kadın öğretmen olan G.D., kendisine cinsel tacizde bulunduğu gerekçesiyle Digor Milli Eğitim Müdürü Enver Batur hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulundu.

Zonguldak Ereğli İlçe Milli Eğitim Müdürü iken, hakkındaki ‘Bayan öğretmenlere tacizde bulunduğu’ iddiasıyla geçirdiği soruşturmanın ardından geçen yıl Digor'a atanan Enver Batur, Digor’a eş ve çocuklarını getirmedi. İlçedeki Milli Eğitim’e ait lojmanlara yerleşen Enver Batur, aynı lojmanlarda kalan Bacalı Köyü öğretmeni G.D.’yi gözüne kestirdi. İddiaya göre Enver Batur, Öğretmen lojmanlarının 4’üncü katında oturan G.D.’yi geçen pazar günü buzdolabının çekilmesine yardım etmesi için evine çağırdı. Bekar olan G.D., Müdür Batur’un tacizine uğradı ve çığlıklar atarak evden kaçtı. Digor Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunan G.D.’nin ifadesi Emniyet Amirliği’nde alındı. Digor İlçe Milli Eğitim Müdürü Enver Batur’un bu olaydan bir hafta önce merkez anaokulunda bulunan bir kadın öğretmene de tacizde bulunduğu ileri sürüldü. Her iki iddiayla ilgili olarak Müdür Batur, görüş açıklamak istemedi.
Öte yandan Digor İlçe Milli Eğitim Müdürü Enver Batur’un, Ereğli’de görevliyken hakkındaki taciz iddiaları üzerine 14 Ocak 2005 tarihli yerel gazetelerde, “Ereğli’de eğitim- öğretim camiasında görev yapan tüm bayanlar benim bacım ve kız kardeşimdir. Hakkımda çıkan çirkin spekülasyonlar tamamiyle asılsızdır. Kimseyle söylenenler şeklinde bir ilişkim olmamıştır ve olamaz da. Bunlar tamamen beni yıpratmaya yönelik çirkin söylentilerdir'' diye açıklama yaptığı ortaya çıktı.

Milliyet


O sağlığına kavuştu olan Seval’e oldu

Aşkına karşılık vermeyen Seval Erdoğan’ı öldüren Şefik Dağaçar’ın “Cezai ehliyeti yoktur” raporuyla serbest kaldıktan sonra düzenli olarak hastaneye gittiği ve tamamen sağlığına kavuştuğu belirtildi
05.09.2006

İzmir Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin beklemeli öğrencisi 35 yaşındaki Şefik Dağaçar, 1996 yılında aynı okulun 3’üncü sınıf öğrencisi 19 yaşındaki Seval Erdoğan’ı, dekanın odasında üç el ateş ederek öldürdü. İdam cezası istemiyle yargılanan Dağaçar, İzmir 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Dağaçar, Adli Tıp Kurumu’ndan gelen ’cezai ehliyeti yoktur’raporuyla Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde bir yıl müşahede altında tutulduktan sonra serbest bırakıldı.

Hastaneden taburcu edilmesinin ardından uzun süre ortalarda görünmeyen Şefik Dağaçar, iki yıl önce Kemeraltı Çarşısı’na gidip, silah satan dükkanlara girmişti. Tanınmamak için başına şapka ve gözüne de güneş gözlüğü takan Dağaçar’ın, oturduğu Pınarbaşı semtine gitmek için otobüse binerken fotoğrafları çekilmişti. Dağaçar, gazetede fotoğrafları çıkıp, deşifre olunca yine kayıplara karışmış ve en son Doğu Anadolu’da bir ilde yaşamaya başlamıştı. Dağaçar, iki yıl aradan sonra tekrar İzmir’e döndü.

Şefik Dağaçar’ın 10 yıl boyunca 6 ayda bir adliyeye gelip İnfaz Memurluğu’ndan aldığı belgeyle Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı’nda yaptırması zorunlu olan kontrolleri aksatmadan yaptırdığı ortaya çıktı. Şefik Dağaçar’ın yapılan kontrollerde sağlığına kavuştuğu belirtildi.

Bir suç işlemesi halinde daha önceden aldığı ’cezai ehliyeti’yoktur raporu geçerlilik kazanacak olan Şefik Dağaçar’ın kontrollerinin 3 yıl daha süreceği belirtildi. Cinayet sanığı Dağaçar, 3 yıl önce öğrenci affından yararlanarak eski okuluna yeniden dönmek istemiş, öğrencilerin ve cinayete tanık olan görevli personelin büyük tepki göstermesi üzerine bundan vazgeçmişti.

8 DOKTORUN RAPORU: SOSYAL ŞİFA BULMUŞTUR
Şefik Dağaçar hakkında 10 yıl önce idam kararı verildi. Dağaçar’a verilen bu ceza müebbet hapse çevrildi. Tutuklanan Dağaçar, Adli Tıp Kurumu’ndan gelen “cezai ehliyeti yok” raporuyla TCK’nın 46’ncı maddesi gereği en az bir yıl gözetim altında tutulmak üzere 30 Kasım 1999’da Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’ne gönderildi. Dağaçar, hastanenin 8 doktorunun bulunduğu heyetin verdiği “Sosyal şifa bulmuştur” raporu ve İzmir Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla, taburcu edildi.

"Biz daha birçok kişiyi serbest bırakıyoruz"
Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nin o dönemdeki Başhekimi Psikiyatrist Dr. Levent Ermete, Şefik Dağaçar’ın TCK’nın 46’ncı maddesi gereği gelen birçok hastanın, bir yıllık tedavi sonucu, “Sosyal şifa bulmuştur” kararıyla salındığını söylemişti. Ermete, “Medyanın üzerinde durduğu kişiler biliniyor. Oysa biz daha birçok kişiyi raporla serbest bırakıyoruz. Bunların suç işleme oranı diğer normal insanlar gibi. Benim, sizin suç işleme oranımız neyse o” demişti.


Belediye başkanı hakkında soruşturma başlatıldı

İzmir’in Torbalı ilçesinde 30 Ağustos’ta açılan Atatürk anıtıyla ilgili tartışma büyüyor. Atatürk’ün yanında yer alan iki heykelin Belediye Başkanı İsmail Uygur ve eşine benzediği ileri sürülmüştü.

Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığı, basında çıkan haberleri ihbar kabul ederek, Başkan Uygur hakkında soruşturma başlattı. Savcılığın, İçişleri Bakanlığı’nın izin vermesi durumunda Uygur hakkında, Atatürk’ün manevi şahsiyetine hakaret ve görevi kötüye kullanma suçlarından ayrıca dava açabileceği belirtiliyor. Torbalı Cumhuriyet Başsavcısı İsmet Korkmaz, soruşturma açılması için kendilerine herhangi bir müracaat olmadığını söyledi. Bu arada heykelin kaldırılması için Torbalı Kaymakamı Nihat Kaynar’a dilekçe veren AK Parti İlçe Başkanı Atilla Kaya, başkanın heykeli kendisine benzeterek suç işlediğini belirtti. Kaya, heykelin kaldırılmaması durumunda 7 Eylül Torbalı’nın Kurtuluşu törenlerinde anıta çelenk bırakmayacaklarını kaydetti. Anavatan İlçe Başkanı Ahmet Çiçek de heykelin ilçe halkı tarafından tepkiyle karşılandığını vurguladı.

Ali Rıza Karasu, Tolga Kaya; İzmir, Zaman


26 bin engelliyi haciz korkusu sardı

Devletten sakatlık maaşı alan engelliler haciz korkusu yaşıyor. Sebebi ise özel veya resmi bir kurumda çalışmalarına rağmen yardım almaya devam etmeleri.

Emekli Sandığı Yaşlılar Güvenlik Dairesi Başkanlığı, 26 bin engellinin çalıştığı halde sakatlık ve malullük aylığı aldığını tespit etti. Kanuna göre bu kişilerin başka bir gelire sahip olmaması gerekiyor. Yasaya uymayanlar hakkında idari işlem başlatıldı. Bu kişilere ödenen maaşın yüzde 50 zamlı olarak geri alınacağı belirtiliyor. Engellilere, sakatlık derecelerine göre aylık 130 ile 230 YTL arasında maaş veriliyor. İnceleme geçmişi kapsadığı için borç miktarı artıyor. Devletin geri istediği para 3 bin YTL ile 20 bin YTL arasında değişiyor.

Türkiye Sakatlar Derneği Genel Başkanı Şükrü Boyraz, engellilerin bu borçlarını ödeyemeyeceklerini söyleyerek, “Her gün onlarca kişi ağlayarak yanımıza geliyor. ‘Evimize haciz gelecek, ne yapacağız?' diyerek feryat ediyorlar.” diyor. Engellilerin aynı anda farklı bir kurumdan maaş almaması gerektiğini bilmediğini iddia eden Boyraz, bu hatanın bir defaya mahsus affedilmesini istiyor ve ekliyor: “Engellilerin büyük çoğunluğu maaşını iptal ettirmesi gerektiğini bilmiyor. ‘Madem almamamız gerekiyor, devlet neden iptal etmemiş. Biz şimdi bu parayı nasıl öderiz?' diye ağlıyorlar.” Bu durumda olan engellilerin içerisinde 15 yıllık sigortalıların olduğunu bildiren Boyraz, faiziyle birlikte geri istenen paraların engellilerin ömürlerinin geri kalan kısmını sıkıntıyla geçirmelerine sebep olacağını aktarıyor. Boyraz, şöyle devam ediyor: “Parayı ödeyemeyen engellilerin Sigorta'dan ya da Emekli Sandığı'ndan aldıkları maaşlarına elkonulabilecek. Sakatlık maaşı kesilen engelli bir de sosyal güvenceden aldığı maaşı kesilirse ne yapacak? Nasıl yaşayacak? Bu durumu kötü niyetli olarak kullanan engelliler olabilir belki. Sakatlık maaşını iptal etmesi gerektiğini bilerek iptal ettirmeyenler olabilir ama çoğunluk bilmiyor.”

Türkiye Sakatlar Derneği İstanbul Şube Başkanı Murat Kemal Yüksel de engellilerin bilinçsizlik ve bilgisizlikten dolayı sakatlık maaşını iptal etmesi gerektiğini bilmediğini savunuyor. AK Parti İstanbul Milletvekili Lokman Ayva ise çalıştığı halde malûl aylığı almanın suç olduğunu bilen engellilerin yanında suç olduğunu bilmeden maaş almaya devam edenlerin de olduğunu ifade ediyor. Maaşının kesilmesi için dilekçe veren bir kısım engellinin maaşının ise kesilmediğini vurgulayan Ayva, “Nasıl olsa beni yakında işten çıkartırlar. Hiç değilse maaşım kesilmesin mantığıyla almaya devam edenler var.” diye konuşuyor.


İmam cinayeti şüphelileri serbest


Fatih'te öldürülen emekli imam Bayram Ali Öztürk'ün cenaze töreni sırasında örgüt propagandası yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alınan 22 kişi serbest bırakıldı.

Öztürk için Fatih Camii'nde dün ikindi vakti düzenlenen cenaze töreni sırasında alınan geniş güvenlik önlemleri sonucu, terör örgütü İBDA/C propagandası yaptığı öne sürülen 22 kişi yakalandı.

Geceyi emniyette geçiren 22 kişi, sorgu ve işlemlerinin tamamlanmasının ardından Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nden çıkarılarak önce sağlık kontrolüne götürüldü.

Şüpheliler, sağlık kontrolünün ardından, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “görevli memura mukavemet” gibi gerekçelerle düzenlenen suç evrakıyla birlikte Fatih Adliyesi'ne sevk edildiler.

Emniyet yetkilileri, şüphelilerden bazılarının, geçmiş dönemde terör örgütü İBDA/C üyelerince düzenlenen çeşitli eylemlere katıldığının belirlendiğini bildirdiler.

İstanbul Emniyet Müdürlüğündeki işlemleri tamamlanarak Fatih Adliyesine sevk edilen 22 kişi, cumhuriyet savcısı tarafından sorgulandı. ''Terör örgütü propagandası yapmak'' ve ''görevli memura mukavemet'' suçlarından gözaltına alınan 22 kişi, savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı.


"Öğrencilere burs verin"

Adıyaman Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Zafer Ersoy, avukat, doktor, mühendis gibi kariyer sahibi kişilere seslenerek, öğrencilere burs vermeleri çağrısında bulundu.

“Artık aldığınız her bursun karşılığını vermenizin zamanı geldi” diyen Ersoy, daha önceden burs alan iş adamların aldıkları bursun karşılığını birer öğrenciye burs vererek borçlarını ödemeleri gerektiğini belirtti. Her yıl yüzlerce yoksul gencin yetiştiğini ve üniversite kazandığını anlatan Zafer Ersoy, şöyle dedi: “Her yıl yüzlerce gencimiz parasızlık nedeniyle kazandıkları okullara gidemiyorlar. Biz Ticaret ve Sanayi Odası olarak her yıl bazı kişi ve özel kurumlardan temin ettiğimiz burslarla bazı gençlerimizin okumasına katkı veriyoruz ama yetmiyor. Bu nedenle burslu okuyup da ekonomik gücünü elde etmiş, Doktor, avukat, mühendis gibi akademik kariyerlere ulaşmış kişilere çağrıda bulunuyorum. Lütfen aldığınız bursun karşılığı olarak sizler de birer öğrenciye burs veriniz.”


Başbakanlık Danıştay kararını TEMYİZ etti...

Ecevit hükümeti döneminde, El Kaide'nin finansörü olduğu iddiasıyla Tayyip Erdoğan'ın tanırım dediği kişinin tüm mal varlığına el konulmuştu... Danıştay, Ecevit hükümetinin bu kararının yürütmesini durdurdu... Tayyip Erdoğan'ın avukatları ise kararı temyiz etti:

BAŞBAKANLIK, DANIŞTAYIN YASİN EL KADI KARARINI TEMYİZ ETTİ

Başbakanlık, Danıştay 10. Dairesi'nin, Suudi işadamı Yasin El Kadı hakkında verdiği kararını temyiz ederek, bozulmasını ve öncelikle yürütmenin durdurulmasını istedi. Danıştay 10. Dairesi, El Kadı'nın tüm hak ve alacakları ile mal varlıklarının dondurulmasına ilişkin 22 Aralık 2001 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etmişti.

Yasin El Kadı, ''Terör örgütleri, kişi ve kuruluşların Türkiye'de bulunan bankalar ve diğer mali kurumlar ile gerçek ve tüzel kişiler nezdindeki kiralık kasa mevcutları da dahil olmak üzere tüm hak ve alacakları ile mal varlıklarının dondurulması ve bu mal varlıklarıyla ilgili her türlü işlemin Maliye Bakanlığı'nın iznine bağlanması yönündeki 22 Aralık 2001 tarihli 2001/3483 sayılı Bakanlar Kurulu kararının kendisine ilişkin kısmının'' iptali istemiyle dava açmıştı.

Danıştay 10. Dairesi, 1'e karşı 4 üyenin oyuyla söz konusu Bakanlar Kurulu kararının Yasin El Kadı'ya ilişkin bölümünü iptal etmişti.

Davalılardan Başbakanlık, 10. Daire'nin kararını 1 Eylülde temyiz etti. Başbakanlık, temyiz başvurusunda, öncelikle 10. Daire'nin kararının yürütmesinin durdurulması ve bozulmasını istedi.

Temyiz istemini, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu görüşecek. Kurul, temyiz istemini reddederse Başbakanlık'ın son yol olarak karar düzeltme isteminde bulunma hakkı var. Bu istemi de yine Kurul karara bağlayacak.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 10. Daire'nin kararını esastan bozarsa, bozma kararı bağlayıcı olduğu için Daire, söz konusu Bakanlar Kurulu kararını iptal etmek zorunda olacak.

Kurul, 10. Daire'nin kararını eksik soruşturma gerekçesiyle bozarsa bu durumda bozma gerekçeleri doğrultusunda Daire yeniden bir karar verecek.

(5 Eylül 2006 Salı)


Çok iyi düşünün

Tarihi tezkereye oy verirken milletin gözü üzerinizde. Türkiye'yi, ABD ve İsrail'in Lübnan'da kurduğu ateş tuzağına atmayın, vicdanınıza danışın

LÜBNAN'A asker gönderilmesine ilişkin tezkerenin kaderi bugün belli oluyor. Meclis Genel Kurulu, saat 15.00'te tezkereyi görüşmek üzere olağanüstü toplanacak. Mehmetçik'in Lübnan'a gidip gitmemesi milletvekillerinin oyları ile belirlenecek. Tezkerenin görüşmeleri, 1 Mart Irak Tezkeresi'nin aksine açık gerçekleşecek. Böylece hangi milletvekilinin, ne yönde oy kullandığı belli olacak. Tezkerenin kabul edilmesi için 'salt çoğunluk'; yani oylamaya katılanların yarısından bir fazlasının 'evet' oyu gerekiyor. Genel Kurul'un açılışında ilk olarak toplantı yeter sayısı aranacak. Toplantı yeter sayısı için üye tam sayısının en az üçte biri; yani 184 kişi gerekiyor. Eğer Genel Kurul'da 184 kişi olmazsa tezkere görüşmelerine geçilmeden Meclis tekrar kapatılacak.

Salt çoğunluk gerekli

Toplantı yeter sayısının olması halinde siyasi partilerin temsilcileri tezkere üzerine konuşma yapacak. Konuşmaların ardından tezkerenin oylamasına geçilecek. Tezkerenin kabul edilmesi için salt çoğunluk gerekiyor. 1 Mart Irak Tezkeresi, muhalefetin ve yaklaşık 100 AKP'li vekilin oyları ile reddedilmişti. Irak Tezkeresi'ne katılan 533 milletvekilinden 250'si ret, 264'ü kabul yönünde oy kullanırken 19 milletvekili de çekimser kalmıştı. Oylamada salt çoğunluk sağlanamadığından 1 Mart Tezkeresi reddedilmişti. 3 milletvekili daha kabul yönünde oy kullansaydı, 1 Mart Tezkeresi geçmiş olacaktı.

Muhalefet bekliyor

AKP yönetimi, hesaplarını tezkerenin geçmesi yönünde yaptı. Oylama öncesinde rahat görünen parti yönetimi, büyük bir fire beklemiyor. AKP'nin Meclis'teki sandalye dağılımı da tezkerenin geçmesi için yeterli. Tezkerenin geçmemesi için AKP'nin 1 Mart Tezkeresi'nde olduğu gibi 100'e yakın fire vermesi gerekiyor. Meclis'te AKP 355, CHP 154, Anavatan Partisi 21, DYP 4, SHP 2, Halkın Yükseliş Partisi 1 milletvekiline sahip; bağımsız milletvekili sayısı ise 9.

AKP, tezkerenin rahat bir şekilde geçmesini planlarken, muhalefet partileri de sert eleştirilere hazırlanıyor. CHP ve Anavatan'ın tam kadro oylamada 'ret' yönünde oy kullanması bekleniyor. SHP'nin tezkereye destek vereceği ifade edilirken, DYP son sözünü bugün söyleyecek.

Tezkere ne diyor?

Hükümet tarafından hazırlanan Lübnan'a asker gönderilmesine ilişkin tezkere, Meclis'ten bir yıl süreyle izin istiyor. Asker sayısının yazılmadığı tezkerenin, kapsamı, zamanı ve süreci hükümetçe belirlenecek. Tezkerede, Türk askerinin silahlı unsurların silahtan arındırılmasında görev almayacağının altı çizildi. Türk askeri yeterli kuvvetle katılacağı Deniz Görev Gücü'nde, Doğu Akdeniz'de ve Lübnan kıyılarına mücavir bölgelerde deniz kontrolünü sağlamak için keşif ve devriye görevi yapacak.Tezkerede Türk askerinin muharip görev üstlenmemesi ve çatışmalara girmemesi de öngörülüyor.

Tezkereye sivil ihtar: Asker yollamayın!

MECLİS'TEKİ tarihi oylamaya saatler kala, sivil toplum örgütlerinden milletvekillerine uyarı mesajları yağıyor. İş adamlarından tabiplere, avukatlardan sendikalara kadar çeşitli meslek örgütleri, yaptıkları açıklamalarla Türkiye'nin Lübnan'a asker göndermesine karşı çıktılar. Çeşitli meslek örgütleri, dernekler ve sendikalardan günlerdir yükselen tepki sesleri ise şöyle:

Atatürkçü Düşünce Derneği: Lübnan'a gönderilmesini Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarlarına uygun bulmamaktayız... Yüce Meclis'in olağanüstü toplantısında yapacağı değerlendirme ve kararında; Sayın Cumhurbaşkanı, siyasal partilerimiz ve kamuoyunun büyük bir kesiminin bu konudaki olumsuz görüşlerini dikkate almasını beklemekteyiz.

Ankara Ticaret Odası: Türk askeri, bölgenin paralı askeri konumuna düşürülmemeli. Lübnan'a asker gönderirsek Ortadoğu'da batağa saplanırız... ABD, İngiltere ve İsrail'in asıl hedefi Hizbullah'ın silahsızlandırılması. Türkiye'yi taşeron olarak kullanmak istiyorlar. Lübnan'dan önce kendi güvenliğimiz önemli. Yarın Lübnan'a asker göndersek, oradan gelecek şehit cenazelerini hazmetmemiz mümkün mü?

İstanbul Barosu: ABD ve İsrail'in gizli ve açık emellerine hizmet etmek için görevlendirilen bir güç içerisinde Mehmetçik'in de yer alması kabul edilemez.

Türkiye Kamu Sen: Türk askeri, şunun bunun projesinde kullanılacak lejyoner değildir... Lübnan'dan gelebilecek her şehit cenazesinin vebali, Lübnan'a asker gönderilmesi için oy verecek milletvekillerinin olacaktır.

Ülkü Ocakları: Hükümetin, burnumuzun dibindeki Kandil Dağı'ndan vatan topraklarına sızıp, gencecik vatan evlatlarımızı şehit eden teröristlere gözünü kapatıp durumu; kukla Irak yönetimi ile ABD'ye havale etmesi, milletimizin tepkisine sebep olmaktadır.

Türk Tabipleri Birliği: Lübnan'daki çatışmanın tarafı olan ülkelerin çıkarlarını korumak bizim görevimiz değildir.

DİSK: Lübnan'a asker gönderilmemesini isteyen bizleri 'vatana ihanet'le suçlayan Sayın Başbakan'a yanıtımız şudur; Asıl, ihanet, ABD çıkarları için vatanı ve gençlerimizi peşkeş çekmektir!

Barış Derneği: Her ne bahane ile olursa olsun, Türkiye'nin ABD ve diğer emperyalist ülkelerin gözüne girmek için işlenen savaş suçlarına ortak olması, bataklığa çekilerek sonu belirsiz bir kirli oyunun piyonu durumuna düşmesi asla kabul edilemez.

TOBB: Uluslararası toplumla birlikte, tarihi ve insani sorumluluğumuzun yanı sıra, ulusal çıkarlarımızın da gereği olarak, barışın korunması yönündeki çabaları destekliyoruz. Türkiye bu konudaki çabalarında tarafların da desteğini almalıdır.

Hakkı KURBAN / ANKARA
05.09.2006


Cezaevinde bilgisayarla tanışıyorlar

Batman Cezaevi’ndeki mahkumlar açılan kursla hayatlarında ilk kez bilgisayarla tanışıyor. Kursun ardından mahkumların bilgisayar kullanabileceklerine dair sertifikaları da olacak.

Ferhat Malgir
NTV-MSNBC

BATMAN - Batman M tipi cezaevinde kalan mahkumlara bilgisayar dersi verilmeye başlandı. Cezaevi Savcısı Nihat Demir, amaçlarının mahkumların rehabilite edilmesi ve cezalarının ardından sürecekleri yaşamlarına katkı sunulması olduğunu açıkladı.

Batman Cezaevi’ndeki 60 mahkumun bir çoğu ilk defa bilgisayar ile tanışıyor. Üstelik 2 aylık eğitimin ardından bilgisayar kullanabildiklerine dair sertifika da alacaklar. Mahkumlara cezaevi bünyesinde kurulan bilgisayar odasında, Batman Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı bilgisayar eğitmenleri ders verecek. Bilgisayar eğitimi alan tutuklu ve hükümlüler, sosyal etkinliklerin yanısıra aldıkları mesleki eğitimin geleceklerine yön vereceği inancında.

Cezaevi Savcısı Nihat Demir de amaçlarının cezaevindeki tüm tutuklu ve hükümlülere bilgisayar eğitimi vermek olduğunu söyledi. 340 tutuklu ve hükümlünün bulunduğu Batman M Tipi cezaevinde, daha önce el sanatları ile ilgili çalışmalarda başlamış ve 4 koğuş atölyeye çevrilmişti.


Sahte belge onayı

Görevden alınan Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Güney'in dilekçesindeki, '2003' tarihinin '2005' olarak değiştirildiğini Çelik de kabul etti.

Kadrolaşma iddialarının bitmediği Milli Eğitim Bakanlığı'nda üst düzey bir bürokratın görevden alınması sırasında 'evrakta sahtecilik' yapıldığı iddiası ortaya atıldı. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, savcılığa gönderdiği yazıda evrakta tahrifatı kabul etti, ancak sorumlu tutulan personel genel müdürü hakkında soruşturma izin vermedi. MEB'deki "sahtekârlık" iddiası Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü görevinden alınan Öner Güney'in Savcılığa verdiği suç duyurusu dilekçesi ile ortaya çıktı. Buna göre, Güney, göreve başladığı 2003 yılında Bakan Çelik'in isteği üzerine "30 Temmuz 2003" tarihli boş bir dilekçe vererek imzaladı. Güney, 2005 yılında görevden alınıp Bakanlık Müşavirliğine atandı. Atama kararnamesi Cumhurbaşkanlığına gönderilirken bu boş dilekçe kullanıldı, ancak "2003" tarihi "2005" olarak değiştirildi. Cumhurbaşkanı Sezer de istifayı dikkate alarak kararnameyi onayladı.

MÜFETTİŞLER TESPİT ETTİ
Bunun üzerine Güney göreve iade için dava açtı. Davayı kazanıp göreve iade edilen Güney, dilekçesinde atamasına kaynak gösterilen 2003 tarihli dilekçede de tahrifat yapılarak evrakta sahtecilik iddiasıyla ikinci davayı açtı. Güney'in başvurusu üzerine Savcılık dosyayı Milli Eğitim Bakanlığı'na gönderdi. Bakanlık müfettişleri iddialar üzerine yaptıkları incelemede dilekçede tahrifat yapıldığını belirledi. Hazırlanan rapor, tahrifatı yaptığı iddia edilen Personel Genel Müdürü Remzi Kaya hakkında soruşturma izni talebiyle Bakan Çelik'e sunuldu.

ANKARA


Mussoli'nin kemikleri çıkarılacak

İtalya'nın faşist diktatörü Benito Mussolini'nin torunlarından Guido Mussolini, ölümünden 60 yıl sonra kesin ölüm nedenini hukuki olarak öğrenmek için dedesinin kemiklerinin mezardan çıkarılması başvurusunda bulundu.

ANSA ajansının haberine göre, Mussolini'nin çocuklarında biri olan Vittorio'nun 69 yaşındaki oğlu Guido Mussolini'nin avukatı Luciano Randazzo, Come'de, diktatörün kesin ölüm nedeninin öğrenilmesi amacıyla mezarının açılması istemiyle adli makamlara başvurdu. ANSA'ya açıklamalarda bulunan avukat Randazzo, ''Tarih, ölüm nedeni hakkında 19 farklı versiyon ortaya koyuyor ama bunlardan hiçbiri hukuki değil ve de gerçeği yansıtmıyor. Bir adli tıp uzmanlığı gerekiyor, bunun için de Mussolini'den geriye kalanların çıkarılması lazım'' dedi.

Benito Mussolini, İtalya'nın orta kesimlerindeki Rimini yakınlarında Predappio aile mezarlığına defnedilmişti. Guido Mussolini'nin girişimi, diktatörün bir diğer torunu Alessandra Mussolini tarafından tepkiyle karşılandı.

İtalyan aşırı sağının önderlerinden Alessandra Mussolini, ''Bu girişime karşıyım. Böyle bir karar tek kişi tarafından değil bütün ailenin onayıyla alınır. Dedem öldü, zaten yeterince işkence çekti, bırakalım da huzur içinde yatsın'' dedi.

Benito Mussolini ve metresi Clara Pettaci, 26 Nisan 1945'te, ''52. Garibaldi Tümeni'' partizanları tarafından Come Gölü civarında yakalanmıştı. Kaçmaya çalışan Mussolini'nin üzerinde Alman üniforması bulunuyordu. Her ikisi de 2 gün sonra kurşuna dizildi. Cesetleri, 5 faşist liderinkiyle birlikte Milano'da ayaklarından asılı şekilde teşhir edilmişti.


AA


Torun Mussolini'den yalanlama

İtalya'da eski diktatör Benito Mussolini'nin nasıl öldürüldüğü tartışmaları yeniden alevlendi.

Benito Mussolini

Mussolini'nin nasıl öldüğüne dair tartışmalar dinmiyor
Basında İtalya'da eski diktatör Benito Mussolini'nin torunu Guido Mussolini'nin, dedesinin ölüm nedeninin saptanması için mezarının açılması talebiyle mahkemeye başvurduğu haberleri yer almıştı.
Ancak Guido Mussolini, böyle bir başvuru yaptığı haberlerini yalanladı.
İtalyan radyosuna konuşan Guido Mussolini, tek talebinin dedesini kimin öldürdüğünü öğrenmek olduğunu söyledi.
Aile bireyleri arasında bir çekişmenin işaretleri daha şimdiden ortaya çıkmaya başladı.
Mussolini ailesinin diğer fertleri, Guido'nun avukatı dün böyle bir başvuru yapıldığı açıklamasını yapınca tepki gösterdi.
Faşist diktatörün, daha çok tanınan bir diğer torunu, sağcı siyasetçi Alessandra Mussolini, mezarın açılmasına karşı.
Dedesinin yeterince eziyet çektiğini söylüyor ve huzur içinde yatması için rahat bırakılması çağrısında bulunuyor.
Mussolini nasıl öldü?
Mussolini'nin ölüm nedeni konusunda farklı görüşler var.
Bazıları İtalyan partizanlarca öldürüldüğünü bazıları da kaçmaya çalışırken vurulduğunu savunuyor.
Faşist diktatör Benito Mussolini'nin Milano'da bir meydanda ayaklarından bir çengele asılı cesedinin görüntüsü akıllardan çıkmayan karelerden biridir.
Direnişçiler, Mussolini ve metresi Clara Petacci'yi İsviçre'ye doğru geri çekilmekte olan Nazi askerlerinin arasında bulmuşlardı.
Mussolini ve metresi 28 Nisan 1945'te öldürülmüş, ölümünün hemen ardından yapılan otopside, Mussolini'nin kurşun yarası sonucu öldüğü teyit edilmiş, ancak İtalyan savcılarca ölüm nedenine ilişkin resmi bir açıklama yapılmamıştı.
Kimileri, faşist liderin İtalya'nın kuzeyinde Como Gölü'ne nazır bir villanın kapısında infaz edildiğini savunuyor.
Ancak Mussolini'yi tutukladığı söylenen bir direnişçi, İtalyan liderin kaçma girişimi sırasında kazayla öldürüldüğünü söylüyor.
Urbano Lazzaro adlı direnişçinin 1995 yılında yaptığı açıklamaya göre, ikili halk önünde infaz edilmek üzere Milano'ya götürülürken, metresi muhafızlardan birinin silahını çalmaya çalıştı ve bu sırada öldürüldüler.
Lazzaro'nun anlattıklarına bakılırsa, partizanların infazı sırasında Petacci'nin ölümü üzerinden dört saat geçmişti.
Şimdi, diktatörün torunu Guido Mussolini dedesinin ölümü konusunda kapsamlı bir soruşturma yürütülmesini istiyor.
Resmi başvurusunu Ağustos ayı sonunda yapmış. Ancak başvuru daha yeni kamuoyuna açıklandı.
Mussolini'nin cesedi İtalya'nın kuzeyinde, memleketi olan Prepaddio köyünde gömülü.
Bilimadamlarının öldürülmesinden 60 yıl sonra diktatörün ölüm nedenine ilişkin ne gibi bulgulara ulaşabileceği belirsiz.
Cesetler meydandaki öfkeli kalabalığın darbelerine hedef olmuş, kimi iddialara göre meydanda asılı cesetlere silahla ateş edilmiş.

Girit’te akıl almaz soygun


Soyguncular, bankaya buldozerle saldırdı

AA

GİRİT - Yunanistan’ın turistik Girit adasında soyguncular bir banka şubesini buldozerle yıkarak, kasayı aldıktan sonra kayıplara karıştı.

Polis, Girit adasınının turistik Kalivas bölgesinde dün sabaha karşı güpegündüz yapılan banka soygununda, 200 bin Euro tutarında paranın çalındığını belirterek, zanlıların yakalanması için tüm bölgede helikopter desteğinde operasyon düzenlendiğini kaydetti.

Akıl almaz ve son derece organize soygunda, çete üyeleri önce bankaya giden yolları yakındaki bir şantiyeden çaldıkları beton karıştırıcı kamyonlarla kapattılar. Yine şantiyeden çaldıkları buldozerle banka şubesinin duvarlarını yıkan soyguncular, kasayı ele geçirmeyi başardılar.

Yakındaki otelde gürültüye uyanan turistler ise çete üyeleri otomatik silahlarla havaya ateş açınca müdahale etmeye çekindiler.

Olay yerine ulaşmaya çalışan polis ekibi de yollar kapalı olduğu için amacına ulaşamayınca, çete üyeleri yanlarında para kasası olduğu halde bir kamyonetle kayıplara karıştılar.

Polis, şimdiye dek sadece soygucuların kaçarken kullandığı ve ardından tüm izleri yok etmek için ateşe verdiği kamyonetin enkazını bulabildi.

Girit halkı uzun süredir, adada suç oranının artması üzerine güvenlik önlemlerinin artırılması talebinde bulunuyor.


Suçlu takibi dijital sistemle daha kolay

İngiliz bilimadamları, parmak izi belirleme işlemini hızlandıran yeni bir dijital sistemin ayrıntılarını açıkladı.

İngiltere'nin doğusundaki Norwich kentinde düzenlenen Bilim Festivali'nde tanıtılan yeni sistemle, parmak izlerinin kontrolü cep telefon teknolojisi de kullanılarak bir dakikadan daha kısa sürede tamamlanabiliyor.

Yeni sisteme göre, polis memurları suç mahallinde bir tarayıcı bilgisayar yardımıyla parmak izi sisteme geçirip veri tabanıyla karşılaştırabiliyor.

Sistem, İngiltere'de altı emniyet biriminde kullanılmaya başlanmış durumda.

Geleneksel yöntemde adli tıp uzmanları, suç işlenen yerde parmak izlerini kısa sürede belirleseler de, bu izlerin polis veri tabanında takibi günler hatta haftalar alabiliyor.

Parmak izini sisteme aktarmak zahmetli bir işlem, ayrıca bu süre zarfında suç takibi de yavaşlıyor.

Bu yöntemin, suçun önlenmesine de büyük fayda sağladığı beliritiliyor.

Zira, alışıldık yöntemlerle üç gün alan işlem, iki saate düşürülmüş durumda.

Sistemin ardındaki isim, Sheffield Üniversitesi profesörlerinden Nigel Allinson, bu sistemin, suç tespiti üzerinde büyük fark yarattığını belirtiyor.

Sistemin ilk denendiği Lincolnshire kentinde hırsızlık suçları yüzde 40 oranında azalmış.

Avrupa, Kanada ve Yeni Zelanda emniyetleri de sisteme büyük ilgi gösterdi.


Kirli savaş' bakanlarına af kalktı

Arjantin'de bir yargıç, ülkenin eski askeri cuntasının iki mensubuna af tanınması yolunda bir kararı bozdu.


İşkence merkezi olarak kullanıldığı öne sürülen bir atölye
Askeri rejimin muhalifleri gizli işkence merkezlerinde topladığı öne sürülüyor

1976-1983 yılları arasında binlerce rejim muhalifinin öldüğü veya kayıplara karıştığı cunta yönetimi sırasında Jose Alfredo Martínez de Hoz ekonomi bakanı, Albano Harguindeguy da içişleri bakanı olarak görev yapmıştı.

Yargıç Norberto Oyarbide, 1990'larda dönemin başkanı Carlos Menem tarafından alınan af kararının anayasaya aykırı olduğuna hükmetti.

Bu karar rejimin en karanlık şöhretli isimleri arasında gösterilen iki eski bakanın yargılanmasının önünü açıyor.

Bakanların ilk aşamada iki işadamının kaçırılması ve bu kişilerden haraç alınması ile suçlanması bekleniyor.

Özellikle Martinez de Hoz, sokakta saldırılara hedef olmadan yürüyemeyen, evinin önü sık sık eylemlere hedef olan bir kişi.

Martinez de Hoz aldığı kararlarla baskıcı bir ekonomi yaratmak ve ordu ve küçük bir seçkinler sınıfının çıkarını korumakla suçlanıyor.

Buenos Aires'teki muhabirimiz Daniel Schweimler, kararın kirli savaş olarak anılan bu dönemin mağdurlarının adalet için verdikleri mücadelede önemli bir adım daha olduğunu belirtiyor.

Geçen yıl da Arjantin Yüksek Mahkemesi, anayasaya uygun olmadığı gerekçesiyle iki genel af yasasını iptal etmişti.

1980'lerin sonunda çıkarılan bir dizi yasa, Arjantinli askeri yetkililerin yargılanmasını yasaklıyordu.

İnsan Hakları örgütleri, Arjantin'de 1976-1983 yılları arasındaki askeri yönetim süresince yaklaşık 30 bin kişinin kaybolduğunu ifade ediyor.


Alman çocuğun Türkiye tatiline mahkeme engeli

Almanya’nın Fürstenfeldbruck şehrindeki sulh mahkemesi, çocuğunu Türkiye’ye tatile götürmek isteyen babaya, bu ülkenin çocuklara uygun bir yer olmadığı gerekçesiyle izin vermedi.

Münih yakınlarındaki şehirde görülen davada, özellikle Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar ve Ortadoğu’daki genel duruma dikkat çeken hakim, ilginç bir karara imza atarak çocuğun tatiline yasak koydu. Haftalık Focus dergisinin haberine göre mahkeme, çocuğun Almanya’da kalması gerektiğine hükmetti. Çocuğun annesi, Türkiye’nin son terörist saldırılar nedeniyle güvenli olmadığını iddia ederek boşandığı eski kocasına karşı dava açmıştı. Mahkeme davayı, annenin endişelerini haklı bularak ve somut bir tehlike bulunmamasına rağmen babanın tatil talebini reddederek karara bağladı. Berlin, Zaman


Michigan'da 'haşema' izni

Geçen yıl 14 yaşındaki Müslüman kız Jumanah Saadeh'in haşema ile havuza girmesinin engellenmesinin ardından, genç kızın açtığı dava sonuçlandı.

Amerika'nın Michigan eyaletinde kamuya ait havuzları kullanan Müslümanlar için "haşema" izni çıktı. Geçen yıl 14 yaşındaki Müslüman kız Jumanah Saadeh, bir okul gezisi sırasında başörtüsü ve pantalonuyla havuza girmek isteyince spor salonundan çıkarılmıştı. Öğretmenleri ve Müslüman liderler tarafından desteklenen kız eyalet yönetimine dava açtı. Mahkeme konudaki yasakların müslümanlar düşünülerek değiştirilmesi yönünde karar verdi.

Sabah


Paris'te Ermenilerin açtığı dava yarın görüşecek.

Paris - Paris İstinaf Mahkemesi, Fransa'daki Ermenilerin, Türkiye'nin Paris Başkonsolosluğu hakkında açtığı davayı yarın görüşecek.

İstinaf Mahkemesi'nde 1 martta düzenlenen duruşmada yargıç, "görsel-işitsel konularda 2001 ve 2004'te çıkan yasaların hangisinin davada temel alınacağının araştırılması için duruşmanın 6 eylüle ertelenmesini" kararlaştırmıştı.

Türk hükümetinin avukatlarının 2001'de çıkan yasanın, Ermenilerin avukatlarının ise 2004'te çıkan yasanın davada temel alınmasını istedikleri belirtiliyor.

Tarafların, bu yasalarla ilgili görüşlerini 6 eylülden önce mahkemeye bildirmek durumunda oldukları açıklanmıştı.

Fransa'da faaliyet gösteren "Ermeni Davasını Savunma Komitesi"nin (CDCA), Paris Başkonsolosluğu hakkında açtığı dava, geçen yıl 17 Aralıkta Paris Mahkemesi 17. dairesi tarafından reddedilmişti.


İlter TÜRKMEN iturkmen@hurriyet.com.tr

BM Güvenlik Konseyi’nin kararları


BUGÜNLERDE BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarının üye ülkeler için ne derece bağlayıcı olduğu konusu enine boyuna tartışılıyor.

Özellikle üzerinde durulan nokta, 1701 sayılı karara göre Lübnan’da yeniden şekillendirilen ve mevcudu artırılan UNIFIL’e Hizbullah’ı silahsızlandırma görevinin verilip verilmediğidir.

Bu konuda bir kanaate varmak için iki öğe göz önünde tutulmalıdır. Birincisi 1701 sayılı kararın BM şartının zorlayıcı önlemlere yer veren 7’nci bölümü kapsamına girip girmediğidir. 1701 sayılı karar, atıf yaptığı, Hizbullah gibi silahlı grupların silahsızlandırılmasını öngören daha önceki 1559 (2004) ve 1655 (2005) sayılı kararlardan bir bakıma farklıdır. Çünkü operatif maddelerinin başında, Konsey’in "Lübnan’daki durumun uluslararası barış ve güvenlik için bir tehdit" oluşturduğunu saptadığı belirtilmektedir.

Bazılarına göre bu yazılış biçimi, kararı 7’nci bolümün kapsamına sokar. Diğer bir görüşe göre ise 7’nci bölüme ve paragraflarına doğrudan bir atıf yapılmadıkça bir kararın bu kapsamda sayılması mümkün değildir. Tabii önemli olan, kararı alan Güvenlik Konseyi üyelerinin görüşüdür.

Ne var ki elimde bulunan ve Almanya, Avusturya ve İsviçre’nin tanınmış hukukçuları tarafından yazılmış "BM Şartının Yorumu"na göre bir kararın 7’nci bölüm kapsamında sayılması için doğrudan bu bölüme ve maddelerine referansta bulunulması şart değildir.

* * *

Bu tartışmada üzerinde durulması gereken bir nokta var. Doğrudan 7’nci bölüme atıf yapan kararlar da ne derecede bağlayıcı? İran’ın nükleer programlarına ilişkin 31 Temmuz tarihli ve 1696 sayılı karar bu açıdan bir hayli düşündürücü. Kararda, İran’ı uranyum zenginleştirme programlarına son vermeye zorlamak amacıyla Şart’ın 7’nci bölümünün 40’ıncı maddesine göre hareket edildiği özellikle vurgulanıyor.

31 Ağustos’a kadar İran karara uymadığı takdirde yaptırımlara başvurmak niyeti de açıkça ifade ediliyor. İran ise bu koşulu yerine getirmedi. Buna rağmen hakkında yaptırım kararı alınması konusunda Güvenlik Konseyi üyeleri arasında oydaşma mevcut değil. İran, Konsey’e kafa tutmaya devam ediyor. Demek ki kararların hukuki niteliğinden çok bu kararların arkasındaki siyasi irade önemli.

Türkiye’de geleneksel olarak milli hukuk kavramları, uluslararası hukuka da nakledildiği için yazılı metinlere her nedense kutsal bir değer atfediliyor. Oysa Lübnan konusunda Güvenlik Konseyi kararlarının yazılış biçimi ne olursa olsun, UNIFIL’in Hizbullah’ı silahsızlandırmak gibi bir görevi fiilen üstlenemeyeceği konusunda tereddüt yok.

Daha iki-üç gün önce UNIFIL’in Fransız Komutanı General Pellegrini, "yeni çatışma koşulları altında bile" UNIFIL’in misyonunun Hizbullah’ı silahsızlandırmak olamayacağını açıkladı. Generale göre, UNIFIL’in rolü Lübnan’ın tamamında Lübnan ordusunun otorite tesis etmesine yardım etmekten ibaret. Esasen Lübnan ordusu ile Hizbullah arasında bir kompromiye varılmış gözüküyor.

Hizbullah, ateşkesi ve Lübnan ordusunun şimdiye kadar kendi kontrolü altında bulunan Güney Lübnan’da konuşlandırılmasını kabul ediyor, bunun karşılığında da ordu Hizbullah silahlarının peşine düşmekten vazgeçiyor. Zaten ne Lübnan ordusunun, ne de UNIFIL’in Hizbullah’ı zorla silahsızlandıracak gücü var.

* * *

Türkiye’nin UNIFIL’e katkıda bulunmak üzere Lübnan’a kuvvet gönderilmesini öngören hükümet tezkeresi TBMM’de görüşülürken, Hizbullah’ın silahsızlandırılması gibi mevcut olmayan bir mesele üzerinde lüzumsuz ve yıpratıcı tartışmalara, karşılıklı ithamlara girilmeyeceği umulur.

Zaten anlaşılan, hükümetin öngördüğü katkı, ağırlıklı olarak deniz kuvvetlerinden oluşacak. O zaman mesele kalmadı demektir.


Güngör Mengi (05.09.2006)
Büyük gaf!

Başbakan “hazır cevap”lık yapmaya her kalktığında çam devirdi. En kötü, en incitici ve en öfkelendirici gafı da dün yaptı!

Dün Balıkesir’de TOKİ’nin töreni vardı. Kendisini dinleyen kalabalıktan birkaç kişi “Şehit cenazesi görmek istemiyoruz artık” diye bağırınca Başbakan yine kendini tutamadı.

Geçmişte “ulan... ananı...” gibi sözlerin kendisini sıkıntıya soktuğunu hatırladığından olmalı, dikkatini o noktaya topladı.

“Ulan” yerine “Canım kardeşim” diye bağladı cümlesini. Ama aksilik; bu defa asıl mesaj amacını çok aşan bir anlam yüklü olarak çıktı ağzından.

“Şehit cenazesi görmek istemiyoruz artık” sözüne Başbakan “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim” dedi.

Peki ne yeridir?

Kazandığınız bir savaşı, siyasetçilerin aymazlığı ve gafilliği yüzünden tekrar tekrar yaparak sürekli şehit vermeye razı olma yeri midir?

Siyasetçi nutuk söyleyecek, asker de ölecek... Böyle iş bölümü olmaz.

Zaten Başbakan da gafını sözü ağzından çıkınca
fark etmiş, toparlamaya çalışmış ama olan olmuştur.

Tayyip Erdoğan, kendisini kontrol edememek yüzünden yine söylenmeyecek şeyler söylemiş, bu defa şehitlerin kutsal fedakârlıklarını küçük görmenin ayıbına düşmüştür.

Önerimiz, yazılı metne bağlı olmayan konuşmalarda Başbakan’ın söz ustalığı merakından vazgeçmesidir.

Nereye gidiyoruz?
Uyutulup sonra Fatih’in Çarşamba semtinde uyandırılan biri, Türkiye’de olduğuna asla inanamaz.

Zaten Türkiye’nin irtica karanlığına yuvarlanmakta olduğunu yazan yabancı basın kuruluşları, inandırıcı olmak için hep Nakşibendi tarikatının İsmailağa Cemaati tarafından kontrol edilen bu semtin fotoğraflarını yayınlar.

Bu cemaat sekiz yıl sonra ikinci suikaste hedef oldu. Aynı 1998’de cemaat önderi Mahmut Hoca’nın damadı İmam Ali Muratoğlu gibi Mahmut Hoca’nın güvendiği yakınlarından emekli İmam Bayram Ali Öztürk de camide saldırıya uğradı.

Dua isteme hilesi ile yaklaşan Mustafa Erdal adlı genç, çektiği bıçağı Hoca’nın tam kalbine sapladı. Ve cemaat tarafından hemen orada linç edildi.

Türkiye’nin şeyhler, dervişler, dergâhlar ve cemaatler memleketi haline gelmesinden isteyen korksun, isteyen utansın.

Cumhuriyeti savunmasız bırakanlar ve irtica karanlığına hizmette bulunmayı kârlı yatırım sayanlar umarız ülkenin geleceğine karşı işledikleri suçun büyüklüğünü görür ve sorumluluklarını hatırlarlar.

Emniyet Müdürü Cerrah’tan gelen açıklama, hukuk devletinden hâlâ ümidini kesmeyenleri şaşırtmıştır. Çünkü olaylardan birkaç saat sonra Emniyet Müdürlüğü’nün basına verdiği bilgi notunda katil zanlısının başını mihraba vura vura kendini öldürdüğü ima edilmiştir.

Fakat otopsi ön raporu, ölümün intihar değil, darp suretiyle oluşan travmadan ileri geldiğini gösteriyor.

Ne olacak şimdi?

Cerrah, mahkemenin yetkili olduğu bir hükme, iki saat içinde nasıl ulaşabildi? Tıp bilimi, bir insanın kendini öldürene kadar kafasını bir yere vurabileceğini kabul etmiyor.

“Katili öldüren katil”e koruma sağlayan bu tutumun sebebi nedir?

Siyasi iktidarın dini cemaatlerle olan ilişkileri, Emniyet Müdürü’ne adaleti yanıltacak işler yapma mecburiyeti mi ilham etmiştir?

Atatürk polisten söz ederken hep “Cumhuriyet Polisi” deyimini kullanırdı. Polis, aidiyetinin kaynağını unutmamalıdır.

Dini örgütlenmelerin, linç gibi, cinayet gibi ağır suçları bile dayanışmanın gücü ile takipsiz bırakabildiği propagandası böyle örneklerle desteklenirse ne hale geliriz?

Taassup ve cehaletin cüretini durdurmak nelere mal olur?

Herkes aklını başına toplasın!


GÜNCEL..........Kamil Tekin Sürek

Linç her yerde

Henüz 30 Ağustos’taki linç girişimi tartışmaları bitmeden iki linç olayı daha yaşandı. Fatih Camii emekli imamını öldüren kişi, caminin içinde, cemaat tarafından linç edilerek öldürüldü.
Pazar günü, İstanbul, Çağlayan’ da “Barış mitingi”ne katılanları ise miting dağıldıktan sora güvenlik güçleri linç etmeye girişti.
Kanun falan yok.
AKP Hükümeti demokrasi diye diye memleketi güçlü “vahşi batı”dan beter bir ortama, kanunu güvenlik güçlerinin dahi takmadığı bir ortama getirdi.
“Kodumu oturtan paşa”isteyen basın, kafası kızdı mı linç yapan insanlar yarattı.
İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah’ a yapılan eleştirilerin hiçbir etkisi olmamış anlaşılan ki, cami ve miting linçlerinde Cerrah 30 Ağustos tutumunu aynen korudu.
Basından öğrendiğimize göre, camide linç edilerek öldürülen kişi için, “başını mimbere vurarak intihar etti “ diye tutanak düzenlenmiş. Görgü tanıkları televizyonlarda linçin nasıl gerçekleştiğini anlatıyor, ama çocukların bile inanmayacağı bir tutanak düzenleniyor.
Hani, karakolda işkencede öldürülenler hakkında “merdivenden düştü, kafasını hücresinin duvarlarına vurarak intihar etti” derlerdi. Tekrar o günlere döndük. İnsanlar yine kafasını duvarlara vurarak intihar etmeye başladı.
Cami linççilerini, tarikatlardan korktukları için soruşturamıyorlar herhalde.
Pazar günkü resmi linç gösterisinin başında bizzat Cerrah vardı.
Miting devam ederken, güvenlik güçleri “roma askeri yürüyüşü” ile ve sloganlarla mitinge katılan kitlenin etrafını sardı. Mitingi zorla bitirdi ve dağılan kitlenin üzerine gaz bombaları atarak, coplayarak resmi linç uyguladı. Linç diye tanımlıyorum, çünkü dağılan miting kitlesinden güvenlik güçlerine karşı bir mukavemet söz konusu değildi. Kurşunla yarananların olduğu da söyleniyor.
İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah görev başında iken ve güvenlik güçlerinin görevlerini yapma anlayışları değişmediği sürece İstanbul’da kimse güvende değildir.
Herkes, her an, kafasına göre adaleti uygulamaya karar vermiş bir kızgın toplulukla karşılaşabilir ve ne olduğunu anlayamadan linç edilebilir.
Tabii, ülkemizin diğer yerleri de İstanbul’dan farklı değil.
Başbakan, Lübnan’a asker gönderilmesine karşı çıkanları hain ilan ederse, sokaklarda da birileri, birilerini hain, cani, suçlu, terörist ilan edip “adaletin gereğini ifa” eder.
AKP Hükümeti’ni kanunlara uymaya, “linççiliğe” son vermeye davet ediyorum.
Linçten bugün medet umanların, yarın linç edilmeyeceğinin garantisi olmaz.

e-posta: ktsurek@hotmail.com


Yeni Gelir Vergisi Yasası hangi aşamada?

BİZE GÖRE / Veysi Seviğ

Yeni Gelir Vergisi Yasa Tasarısı'nın bir ay içinde hazırlanarak, ekim ayı içinde Başbakanlık'a sevk edilmesi ve 2007 bütçe görüşmeleri başlamadan önce TBMM'de görüşülerek yasallaşması öngörülmektedir.

Yetkili çevrelerce yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere tasarıda yer alması öngörülen düzenlemelerle;

. Her vergi dairesi, ticaret odaları, belediyeler ve ilgili meslek kuruluşları ile meslek grupları için standart kazanç tespiti yapacaktır. Bu kazançlar esas alınarak beyan dışı bırakıldığı varsayılan kazançların vergilendirilmesi sağlanacaktır.

. Standart kazancın altında beyanda bulunanlar "geçim bildirimi" verecek, beyan ettiği gelir veya kazançla nasıl geçindiğini kanıtlıyacaktır. Bu bağlamda vergi daireleri standart kazancın altında kalanlara doldurtacağı formlarda, mükellefin ev, yazlık olarak kullandığı gayrimenkuller ile sahibi bulunduğu taşıtlara ait bilgilere yer verilecektir. Kısaca ve özde geçmişte uygulamada olan "Hayat standardı esası"na benzer bir uygulama yeniden gündeme taşınmaktadır. Bu konuda geçmişte yaşanan uyuşmazlıklar ve haksızlıklar dikkate alındığında yapılan işin bir yenilik olmadığı, hemen hemen tüm mükellefleri psikolojik olarak belli bir miktar beyanda bulunmaya zorlayacağı gerçeğinin bir defa hatırlatılmasında yarar görmekteyiz.

. Yıllık kazancın belli bir miktarı aşmayanların taksitler halinde yıllık, miktarı önceden belirlenen standart bir vergi ödemesi öngörülmektedir.

. Ücretlilere uygulanmakta olan "vergi indirimi"ne son verilmektedir. Bunun yerine, çalışanların eş ve çocuk durumları dikkate alınarak özel indirim uygulamasına geçilecektir. Bu uygulamanın "Askeri geçim indirimi" benzeri olması beklenmektedir.

. Taksi ve dolmuş sahipleri için geçmişte uygulanmakta olan ve götürü olarak tespit edilen bir kazanç esas alınarak vergilendirme yapılacaktır. Bu nedenle de basit usulde vergilendirme sistemine son verilmesi öngörülmektedir.

. El emeği ile geçinenlerin gelir vergisinden muaf tutulması ve bunlar için yine geçmişte yapılan bir uygulamaya benzer "vergiden muaf esnaf" belgesi verilmesi öngörülmektedir.

Edinilen bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere yeniden yazımı yapılan Gelir Vergisi Yasası'nda geçmişte denenmiş ve üzerinde çok tartışılmış ve zamanında yoğun eleştirilere konu olmuş uygulamalara yeniden dönülmesi gündeme gelmiştir.

Yine daha önceleri "reform" diye takdim edilen ve Gelir Vergisi Yasası'na konulan ve uygulanan hükümler, geçmişe dönüşümü sağlayacak düzenlemelerin yürürlüğe konulması ile birlikte yürürlükten kaldırılacaktır.

Bugünkü yapısı ile Gelir Vergisi Yasası'nın mali güce göre vergilendirme özelliği kalmamıştır. Söz konusu yasa içersinde yer alan yedi gelir grubunun herbirisinde kendisine özgü matrah tespiti esasları bulunmaktadır. Bu gelirlerin bir bölümü değişik nedenlerle beyan dışı kalan kısmı, beyan edilen kısmı dahi aşmaktadır.

Ancak yeniden yazımı yapılan ve artık şekillenmiş bulunan yasa tasarısının basına yansıyan ana hatları dikkate alındığında daha önce başarılı olmadığı ileri sürülen uygulamalara yeniden hayatiyet verilmesinin gündeme geldiği anlaşılmaktadır.

Oysa; kişilerin malvarlıklarındaki değişim ile yapmakta oldukları harcamaların kaynağı elde ettikleri kazanç ve iratlardır. Dolayısıyla kişilerin belli bir dönem içersinde servetindeki artışla, harcamalarındaki değişimi dikkate alarak doğru beyanda bulunup bulunmadığını sorgulamak mümkündür. Ancak bu tür bir sorgulamadan korkulduğu için, yapılan çalışmalarda bu özellik göz ardı edilmektedir.

Ülkemizde "net artış" teorisine göre gelir vergisi uygulaması yapılamadığı sürece söz konusu verginin verimli hale getirilmesi mümkün olamayacaktır.

Ayrıca bazı gelirlerin veya gelir gruplarının kendi içersinde ayırıma tabi tutularak vergilendirilmesi de vergilendirmede eşitlik açısından üzerinde durulması gereken bir konudur.

Yaklaşık iki yıldır menkul sermaye iradı elde edenlerin vergilendirilmesine yönelik yapılan çalışmalar henüz sonuçlanmamış, daha uygulamanın başlangıcında bazı sorunlar gündeme gelmiş, yerli ve yabancı yatırımcı ayırımına gidilerek tasarruf sahiplerinin vergilendirilmesinde ayrıcalık yapılmış bu durum yerli yatırımcıları arayışa yönlendirmiştir.

Ayrıca yabancı tasarruf sahiplerine sağlanan vergisel avantaj nedeniyle Türkiye ekonomisi belli bir risk altına sokulmuştur.

Anlaşıldığı kadarıyla Gelir Vergisi Yasası'nın yeniden yazılımı sırasında, başlatılması öngörülen yeni uygulamanın vergi hasılatını nasıl etkiliyeceği konusunda herhangi bir çalışma yapılmamıştır.

Kanımızca; gelir grupları itibariyle hangi tür gelirin milli gelirden ne kadar pay aldığını ve bu gruplar üzerinden alınan vergilerin toplam vergi gelirleri içersindeki payının öncelikle belirlenmesi gerekmektedir. Bundan sonra yasada yapılması öngörülen değişikliklerle bu tablonun ne şekilde değişeceği konusunda yapılacak bir çalışma ile de hedefler belirlenmelidir. Uygulama ile bu hedeflerin tutturulması ve tutturulamaması halinde de durumun ayrıca tartışılması ve değerlendirilmesi mümkün olabilecektir.

Yapılan açıklamalara göre vergi daireleri yeni sistemde sürekli olarak sokak taraması yaparak, mükellefiyet tescil ettirmeyenleri belirliyecek ve bu uygulama kayıt dışı bırakılan işlemlerin kayıt altına alınmasını sağlayacaktır.

Oysa; vergi idaresinin mükelleflere yönelik bilinçlendirici ve öğretici çalışmalara da önem vermesi gerekmektedir. Bu bağlamda bir vergi mükellefi duraksamaya düştüğü bir konuda rahatlıkla ulaşabileceği noktaları önceden bilebilir hale gelmelidir.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız üzere yeniden yazımı yapılan Gelir Vergisi Yasası'nın birçok hükmü nostaljik bir tutku ile kaleme alınmıştır. Bunun ötesinde yapılan bir şey yoktur.


Sualler havada asılı kaldı

Hakkı Devrim

Dün, gazeteci mantığıyla günün hadisesi Fatih-İsmailağa Camii'ndeki cinayetti. Ve aynı gündem maddesindeki linç iddiası.
Sonra şehit yakınlarının, büyüye büyüye «tevekkül» (Kadere razı olma) libasına sığmaz hale gelmiş acıları, onulmaz dertleri, karşılanamayan haklı şikâyetleri vardı.
Ne der Ziya Paşa:
Allaha tevekkül edenin yâveri (yardımcısı) Hak'tır/Nâşâd (kederli) gönül bir gün olur şâd (memnun) olacaktır.
O günü çoktandır bekler bu millet, ama olmuyor işte, bir türlü olmadı, olamadı.
Ve AKP Meclis Grubu'nun basına kapalı toplantısı başladı, devam ediyor(du):
- Lübnan'a asker gönderelim mi, göndermeyelim mi?
Yetmiş üç milyon hep bir ağızdan «gönderelim!» diye haykırsa da, anlaşmazlık sona ermiş olmayacak. Kaç asker gönderelim? Durun hele, önce bizim birliğimize nasıl bir görev verileceğini öğrenelim. Silahlı Kuvvetler'in fikri alındı mı, sonradan itiraz etmesinler? Dışişleri'nin görüşü açık seçik biliniyor mu? Sivil toplum kuruluşlarıyla da görüşmeli değil miydik? Dış politikada uzmanlaşmış gazete yazarlarıyla bir toplantı yapabilirdik. Siz en önemli yeri unutuyorsunuz: Çankaya'nın bakış
açısında bir yumuşama oldu mu?
Hanımlar, beyler! Biz, ucunda savaş ihtimali de bulunan bir karar arifesindeyiz. Çeşitli kamplara bölünmüşüz. Herkes kendine aykırı gelene kulak veriyor; o ak derse kara, kara derse ak demek için.
Ve bu yaptığımızı siyasî tartışma sanıyoruz.
Tartışma dediğimiz, belli bir bilgilenme kıvamından sonra, varılmış ortak noktalardan yola çıkarak bir süre birlikte yol alabilmek ve bir karara varabilmek, demektir. Bu sürecin adıdır, tartışma.
Yüz yüze dönüp, el kol hareketleriyle karışık, o sırada aklınıza ve ağzınıza geleni, karşılıklı söylemenin adı, itişip kakışmadan başka bir şey olamaz.
Asker gönderme kararı alınırsa (alındıysa dünkü toplantıda) şu sualler cevapsız kalacak: Bu karar kimin veya kimlerin zihninden yola çıktı? Meselenin bilmediğimiz ne gibi ayrıntıları vardı? Kapalı oturumda hangi gerekçelerle çok sayıda taraftar kazandı? Hararetli savunucuları kimlerdi? Aleyhinde bulunanlar oldu mu?
Sualler ki cevapları bilmedikçe, alınmış karara ortak malımız demek kolay değil.


Asker yollamakla doğru yapıyoruz...

M.Ali Birand


Türkiye'nin Lübnan'a asker yollamasına karşı çıkanların, ağırlıklı olarak üstünde durdukları sakıncaları ve bunlara verilecek yanıtları mümkün olduğu kadar birleştirerek özetlemek istiyorum. Bu noktaları, gezetelerdeki demeç, yorum ve bana yollanan 'mail'lerden topladım:

1. Lübnan'a asker yollamak, ABD ve İsrail'i memnun etmekten başka bir şey değildir. Hatta onların uşaklığını yapmaktır.

Yanıt: Türkiye, sırf bu iki ülkeyi değil, başta Lübnan olmak üzere, İran ve Suriye dahil, ilgili tüm ülkeleri memnun edecektir. Ayrıca, adı geçen ülkeleri memnun etmenin de hiçbir sakıncası yoktur. Aksine, ülkemizi prestijli bir konuma oturtacaktır.

2. Araplar arası bir anlaşmazlığa karışmakta hiçbir çıkarımız bulunmamaktadır. Bırakalım, Araplar öncülük etsinler.

Yanıt : Türkiye, Araplar arası bir anlaşmazlıkta taraf olmamaktadır. Önümüzdeki yıllarda üzerinde en çok konuşulacak, Avrupa-ABD ve Müslüman ülkelerin en fazla tartışacakları Ortadoğu anlaşmazlığında "tarafsız bir gözlemci" niteliğini elde etmektedir.

3. Onlar, PKK konusunda bize yardım etmezlerken, biz neden, Lübnan başta olmak üzere, bu ülkelere destek sağlayalım?

Yanıt: Uluslararası ilişkilerde böyle bir mantık geçerli olamaz. Böyle bir mantıkla yola çıkacak olarsanız, hiçbir yere varamazsınız. Eğer Türkiye PKK'ya karşı destek aramak istiyorsa, tam aksine bu tip uluslararası faaliyetlere katılmak zorundadır. Bir ülke, ne kadar katkıda bulunursa, o kadar karşılığını alır.

4. BM Barış Gücü hiçbir şey çözemez. Boş yere gidip, boş zaman harcayacağız.

Yanıt : Bu tip misyonlara, mutlaka çözüme ulaşmak için katılınmaz. Asker yollamak, yerine ve olayına göre, katkıda bulunan ülkeye, fazla abartılmaması gereken bir prestij ve uluslararası bir görünürlük sağlar. Hele Türkiye gibi bir bölge ülkesinin, Lübnan sahnesinde yer alması neresinden bakılırsa bakılsın, akıllıca bir yaklaşımdır.

5. Hizbullah ile çatışmaya girilecek ve kayıplarla karşı karşıya kalabileceğiz. Riskleri büyüktür.

Yanıt : Türk askerinin görevi, Hizbullah'ı silahsızlandırmak değildir. BM'nin görev dağılımında, böyle bir unsur yoktur. Risk unsuru bu tip görevlerde daima bulunur, ancak Lübnan'daki risk oranı son derece düşüktür.

6. Lübnan'a asker gönderilmesini savunanlar AKP yalakalarıdır.

Yanıt : Ben kendi açımdan şunu söyleyebilirim. AKP benim umurumda değil. Oy vermedim ve bazı görüşlerine de karşıyım. Eğer bu mantıktan hareket edersek, o zaman "Lübnan'a karşı çıkanların" da, Türkiye'nin çıkarlarını düşündüklerinden değil, sırf AKP'ye muhalefet etmek amacıyla böyle hareket ettikleri söylenebilir.

SONUÇ...

Asker gitsin diyenlerin de, karşı çıkanların da art düşünceyle hareket etmediklerine inanıyorum. Her iki tarafın da haklı oldukları noktalar var. Ancak, bu projenin olumlu ve olumsuz yönleri alt alta yazılıp bir bilanço çıkarıldığı taktirde, Türk askerinin Lübnan'da rol almasının çok daha ağır bastığı ortaya çıkıyor.

* * *

"TÜRK ASKERİ HALKA YARDIM ETMELİ"

Ortadoğu'daki gelişmeler, özellikle Birleşmiş Milletler'in bu bölgedeki işleviyle ilgili olarak, sözüne en çok güvendiğim kişilerin başında Timur Göksel gelir. Uzun süre Lübnan'da, BM sözcüsü olarak görev yaptı. Şimdi de Beyrut'taki üniversitede ders veriyor.

Türk askerinin Lübnan'a gidişi ve işlevi hakkında uzun uzun konuştuk. Söylediklerini özetleyerek size aktarmak istiyorum:

1. Türk heyeti buraya geldi. Askerin nereye konuşlanacağını, nasıl bir ortam içinde olacağını ciddi şekilde incelediler. Ayrıca, tüm taraflarla da görüştüler. Kendilerinden ne beklendiğini ve ne beklenmediğini çok iyi biliyorlar. Ben de kendileriyle görüştüm. Nasıl bir işe girdiklerini çok iyi biliyorlar. Gerçekçi bir risk analizi yaptılar. Etkileyici bir çalışma yaptıklarını gözledim.
2. Türk askerine burada saygı duyuluyor. Türkiye'den gelip halka yönelik projelere imza atan sivil toplum örgütleri de beğeni kazandı. Genel olarak Türkiye'ye sempatiyle bakılıyor.
3. Türk askerinin her gittiği yerde, yerel halkın günlük ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayan projelere imza atması prestij sağlıyor. Bu defa da, halka yönelik çalışmalarla Lübnanlılar'ın kalbini kazanacaktır. Bütün bu açılardan bakılınca, askerin gelmesinin çok doğru olacağı açıktır.

İşte bunlar da, Timur Göksel'in görüşleri...


Piyasanın gözü tezkerede

Prof.Dr. Aydin AYAYDIN - SABAH

TBMM nin bugünkü oturumunda tarihi bir gün yaşanacak. Erdoğan Hükümeti'nin BM çerçevesinde Lübnan'a asker gönderme ile ilgili tezkeresi TBMM'nin bugünkü oturumunda karara bağlanacak.
Lübnan tezkeresi Meclis'ten geçecek mi, yoksa 1 Mart tezkeresi gibi yol kazasına mı uğrayacak? Mali piyasalar kaç gündür bu tezkereye kilitlenmiş. Hesaplar ona göre yapılıyor.
AK Parti iktidarı, dolayısıyla Başbakan Erdoğan için bu tezkere bir sınav hüviyetine bürünmüş gözüküyor. Başbakan Erdoğan'ın bu kez, tezkerenin bir başka yol kazasına uğramaması için işi daha sıkı tuttuğu anlaşılıyor. Ben de merak ettim. AK Parti'ye mensup önemli birkaç ismi arayarak durum tespiti yapmak istedim. Edindiğim izlenime göre tezkerenin TBMM'den geçmesi kesin gibi. İktidar kanadından hiç mi muhalif milletvekili yok? Elbette var. Hatta bunlardan üçü ile telefon görüşmesi yaptım. Görüştüğüm AK Parti Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş, tezkereye karşı olduğunu, buna rağmen en az 340 oyla tezkerenin kabul edileceğini söyledi.
Aktaş, 1 Mart tezkeresine 'ret' oyu vermesinde haklı olduğunun bugün net olarak ortaya çıktığını söyleyerek şunu ekledi: "Lübnan'a barış gücünün gönderilmesi ABD ve İsrail'in talebidir. ABD ve İsrail Ortadoğu ve Avrasya'da kendi emperyal egemenliğini gerçekleştirmek için Türkiye'yi yanına almadan bunu gerçekleştirmez. Bu ikili 1 Mart'ta Türkiye'yi yanlarına alamadığı için bu konuda başarılı olamadılar. Lübnan tezkeresi ile bu kez bunu başarmaya çalışacaklar." Diğer AK Partili milletvekilinden ikisi, şartlar ne olursa olsun 'ret' oyu vereceğini, biri ise gönlünden red oyu vermek geldiğini, ancak Başbakan Erdoğan'ı zorda bırakmak istemediğini, buna rağmen son kararını oylama sırasında vereceğini söyledi.
Görüştüğüm diğer AK Parti'ye mensup milletvekillerinin kabul yönünde oy kullanacağını öğrendim. AK Parti'de sancı var, ancak etkili değil. Tezkere onların oyları ile bu kez rahat geçecek.

Muhalefet ne yapacak?
CHP'lilerin ise eksiksiz ret oyu kullanacaklarını bizzat Genel Başkan Deniz Baykal açıkladı. ANAVATAN Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu ve bazı milletvekilleri ile görüşmemde edindiğim izlenim de, tezkereye 'ret' yönünde oy kullanacaklar. Erkan Mumcu'nun gerekçesi; Bu tezkere Erdoğan Hükümeti'nin kendi insiyatifi ile TBMM'ye gelmediği yönünde.
Tezkerede olayın önü ve arkası gözükmüyor. Türkiye bu karar ile, Ortadoğu haritasının yeniden biçimlendirildiği bir dönemde aktif tarafsızlık pozisyonunu ve imkanlarını yitirmekle kalmayacak. Korkarım ki, başkaları için onlarca şehit veririz. DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar ve kurmaylarının görüşünü sorduğumda edindiğim izlenim şu ki, karar henüz oluşmamış. Meclis'teki görüşmelerden sonra oluşacak karara göre oy kullanılacak. DYP'liler serbest hareket edebilir ve oylar 'evet' yönünde olabilir.

Askerin bakışı nasıl?
Bu konuya askeri kesim nasıl bakıyor, onu da öğrenmek istedim. Bir dönem Somali'de komutanlık görevi üstlenen Genelkurmay eski 2. Başkanı Emekli Orgeneral Çevik Bir'e sordum. Bir'e göre, Ortadoğu'nun stratejik önemi dikkate alındığında, akılcı davranıp BM gücünün içinde yer almalıyız. Taraf olmama konusunda hassas davranmak gerekir. Görev bölgesi geleceğe yönelik politik, ekonomik ve güvenlik bakımından titizlikle seçilmelidir. Bu seçim içinde asker ve Dışişleri mensuplarının bulunduğu heyetlerce titiz bir şekilde araştırılarak gerçekleştirilmelidir. BM gücünün içinde olmazsak devre dışı kalırız. Lider ülke olmak için bu gücün içinde olmalı, fakat görev yer seçimini bizler yapmalıyız. Evet, deneyimli bir askerin görüşü de bu.
Piyasalar nefesini tutmuş TBMM'nin tezkere ile ilgili kararını bekliyor. Görünen o ki, tezkerenin çıkmasında bir sorun yok.


05 EYLUL 2006 SALI GUNLU GAZETELERDEN BASINDA YARGI HABERLERI

Canım Babam Hasan ÖZDERİN in Aziz Hatırasına,

( 13 Aralık 2004 – Söz Eylemini Yitirdi...)

OZDERIN,M.

msn: ozderin@hotmail.com